Dörtler’in İzinden – Evîn Dîyar

0
166

12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinden sonra katliam ve saldırıların en ağır yaşandığı yer olan Kürdistan topraklarında, faşist saldırganlığın kendisini en ağır şekilde gösterdiği alan hiç şüphesiz zindanlardı. Zindanlarda en ağır işkencelerle irade savaşına girişen bu katliamcı zihniyet, uyguladığı insanlık dışı yöntemlerle Kürt halkına ve onun öncülerine mesaj vermek isteniyordu;

”Ya Türk’sün ya da ölü; ihanet et, köleleş!”

Tüm bu psikolojik ve fizikî ağır işkenceler karşısında can feda direnen devrimciler sömürgeci faşizme çelikten iradeyle cevap verdi; çünkü onlar Demirci Kawa’nın yaktığı meşalenin en onurlu taşıyıcıları, özgür ve eşit bir yaşamın yaratıcılarıydı. Bu dönemde sömürgeci faşizmin baskı ve işkencelerini, teslimiyet ve ihaneti durdurabilmek, Mazlum Doğan’ın yaktığı ateşi büyütmek ve karanlığa dur demek için 17 Mayıs 1982’de Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Mahmut Zengin ve Necmi Öner gecenin çocukları olup karanlığı parçalayarak aydınlattılar. Onların bedenlerini ateşe verdikleri feda eylemi Kürt halkına olan inançlarının ve diline, kimliğine, devrime olan bağlılıklarının bir göstergesi; aynı zamanda sömürgeci faşist Türk devletinin işkencelerine ve ihanet dayatmalarına karşı da bir cevaptı. Dörtler’in gecesi, Türkiye ve Kürdistan ezilen halklarına aydınlık, özgür ve eşit yarınlar için açılan bir yoldu. Mazlum Doğan’ın Newroz’da yaktığı ateşin haberi sömürgeciliğin işkencehanelerindeki o yıkılmaz duvarları parçalamıştı. Kimi hiç tanımasa da ona olan inancı ve sevgileri büyüktü. Mazlum Doğan’ın yaktığı ateşin mesajını günlerce düşündüler ve feda ruhuyla öne atıldılar. O gece Dörtler’ alevler içindeki bedenlerinden seslendi “Ateşi körüklemeyen, ihanetçidir”. Bu yalnızca bir eylem değildi; işkencehanelerin karanlığında yol bulmaya çalışan yoldaşlarına bir umuttu. Bu ateş, can feda bedeller ödeyerek ateş altında yürüyenlerin çizgisiydi. Bu ateş ezilen, asimilasyona uğrayan, katliamlarla yok edilmek istenilen, işkencelerde katledilen Kürt halkı için özgür ve eşit bir geleceğin kapısıydı ve Dörtler’; arkalarında bıraktıkları “Bu eylem, mutlaka halka ulaştırılmalı. Eylem, Mazlum arkadaşın eyleminin devamıdır. Bizler Mazlum’un ardıllarıyız, eylem doğru anlaşılmalı. Bu; ihanet, teslimiyet ve baskılara karşı koymanın eylemidir.” notu ile karanlığa bir güneş gibi doğdular.

Dün olduğu gibi bugün de sömürgeci faşist rejim, Kürt halkının dilini, kimliğini ve değerlerini yok etmeye çalışıyor. Kürdistan’ın dört bir yanında işgalci ve sömürgeci politikaları ile saldırıyor. Katliam ve asimilasyon politikaları ile devrimin geleceği olan gençliği “yok etmeye” ya da ajanlaştırma dayatmaları ile halkına ihanet ettirmeye çalışıyor. Bir yanda Kürt ve Türk halkları, gençlik; açlık, yoksulluk ve geleceksizlikle karşı karşıya bırakılırken, devrimciler faşist saldırganlık ile baskılanmaya ve tecrit altına almaya çalışırken diğer yandan inkâr ve imha politikaları ile yok etme, ulusal düşmanlık ile halklar arası birleşik mücadelenin önüne geçme politikaları devam ediyor. Üniversitelere ve belediyelere atanan kayyumlarla irademiz yok sayılıyor. Topyekün imha konsepti ile ezilen halkların tüm yaşam alanlarına saldırılıyor.

Tüm bu sömürgeci faşist saldırılara karşı 39. yılında Dörtler’in yaktığı ateş bize yol göstermeye devam ediyor. Açıkça okumak gerekir ki yürünecek yol kararlı, inançlı bir duruşla fiili meşru mücadele hattı olmalıdır. Yürünecek yol koparıp alma iradesiyle yürünmelidir. Yürünecek yol, tüm bu saldırılar karşısında asla teslim olmadan yeni serhildanlar yaratabilmektir.

İşte tam da bu çizgide Mazlumların, Dörtler’in ardılları Türkiye ve Kürdistan’ın dört bir yanında zaferler yaratıyor, Rojava’da karanlığı birleşik mücadele ile yenerek yol gösteriyor. Bu zaferleri ve mücadeleleri ezilen, sömürülen halklarla bütünleştirmek ve halkların özgürlüğü için verilen bu can feda mücadeleyi dört bir yanda serhildana çevirmek gerekiyor. Hiç şüphesiz ki sömürgeci faşizmin tüm zor aygıtları ile saldırısına karşı birleşik anti faşist, anti sömürgeci, anti emperyalist bu özgürlük mücadelesinin devrime olan inancı ve kararlı duruşu; Dörtler’in açtığı yolun devamıdır. Bizlere düşen güncel görev özgürlüğe giden bu yolu doğru okumak, anlamak ve mücadeleyi büyütmekten geçiyor. Duracağımız çizgi Ferhat Kurtay‘ın “Bundan sonrası daha güzel olacak.” sözüne karşı bu onurlu bayrağı teslim alarak “Bundan sonrası hepimizde” demektir.

Teslimiyet ihanete, direniş zafere götürür!

39. yılında anılarına ve mücadelelerine saygı ve bağlılıkla.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here