Boğaziçi Direnişi: Gençlik Daha Büyük Kavgalara Hazır! – Özge Doğan

0
250

Boğaziçi Direnişi’nin öncesindeki dönemde, devrimci gençlik hareketinin, faşist şeflik rejimine karşı oluşan toplumsal saflaşma içinde tuttuğu mevzinin hakkı olan, eylem ve örgütlenme düzeyinin gerisinde kaldığı ve sıkışmışlığı tespiti uzunca bir süre tartışılageldi. Tek tek devrimci gençlik hareketi öznelerinin ve onları izleyen, takip eden kesimlerin değerlendirmelerinde yer bulan bu nesnelliği tartışmanın da ötesinde -görev ve sorumluluk üzere- değiştirmeye, tabloyu tersine çevirmeye dönük iradi adımlar; sosyalist gençliğin de içinde olduğu, hareketin devrimci kuvvetlerince zorlandı.

 

Yolculuk; Fırtınalara Karşı

Faşist şefliğin gemi azıya aldığı, devlet terörünü ve zor aygıtlarını faşizme karşı mücadele dinamiği taşıyan her kesimin üzerine saldığı devam etmekte olan süreç boyunca ateş altında yürüme, fırtınalara direnme sınavından geçen toplumsal ve devrimci hareket; bugün denilebilir ki baş eğmedi. İradesini kırmaya, eylem gücünü zayıflatmaya ve kitlelerden yalıtmaya çalıştığı örgütlü devrimci güçler, faşizmin darbelerinin ana doğrultusundaydı. Yine bugün denilebilir ki binlerce gözaltı, operasyon ve tutuklama dalgasına rağmen faşist şeflik; bu ez ve çöz politikasında başarılı olamadı. Kadınların ve LGBTİ+ların, şiddete ve erkek egemen heteroseksist devlet terörüne karşı isyanı dinmedi. İradesi yok sayılan Kürt halkının ve zindanlara kapatılan temsilcilerinin, inkarcı-sömürgeci devlet politikalarının karşısında iradesi kırılamadı. Halkların birleşik demokratik mevzisi olan HDP, milletvekilliklerinin düşürülmesi, eş başkanlarının tutuklanması ve kapattırılma saldırısı ile düşmedi, ezilenler nezdinde tuttuğu yeri korudu; 7 Haziran zaferi unutturulamadı. Sendikal hakları gasp edilerek örgütsüzleştirilmeye çalışılan, canlı emeği güvencesiz ve en azgın biçimlerde sömürülmeye devam eden işçiler ve emekçiler susmadı. Kayyum rektörler ve faşist çeteler eliyle zapt edilmeye çalışılan kampüsler ve ihraçlarla dizginlenmeye çalışılan akademi biat etmedi. Aktif savunma pozisyonunda durma görüş açısıyla hareket eden anti-faşist devrimci hareket ise kan kaybetmiş, kimi mevzileri örselenmiş ve kimi alanlarda dağılma yaşamış olsa da; onu ayakta tutan iskelet sağlam kaldı. Politik islamcı faşist şeflik rejimi, sermayenin ve siyasi varoluşunun bekâsı için saldırganlığını cephesel olarak bütünlüklü biçimde “durulaştırdığı” bu konjonktürde, şüphesiz gerekli olan temel halka birleşik bir zeminde yükselen anti-faşist mücadele cephesinin tayin edilmesiydi. Herkes bakımından berraklaşan birleşik mücadele görevi boşlanmasa da devrimci-demokratik güçlerce elzemliği derecesinde bir pratik ortaya konulamazken bugün Birleşik Gençlik Meclisleri ve Birleşik Mücadele Güçleri’nde bir araya gelen devrimci özneler durumu tersine çevirme hedefiyle anti-faşist birleşik mevzinin anlamlı bir temelini attı.

 

Eşikler Adım Adım…

Yakın tarihinde diğer tüm toplumsal dinamikler gibi faşizme karşı güçlü çarpışmalardan geçen gençlik hareketi; toplumsal mücadeledeki tuttuğu yere denk düşen nitelikte bir eylem ve örgütlenme çıtasının  gerisinde kalmış olsa da bugüne gelene dek hanesine bir çok mücadele deneyimi yazdı. Geleceksizlik, adaletsizlik, işsizlik, üniversitelerde çeteler eliyle kurulmaya çalışılan faşist abluka, akademiye ve bilime dönük saldırılar, kayyum rektörler, eğitim sisteminin sorunları, yurt ve yemekhane haklarının gaspı, işgalci savaş, ekonomik kriz, polis terörü ve toplamda faşist tahakküm; gençliğin gündemleri arasındaydı. Bunlarla birlikte temel olarak faşizme karşı adalet ve özgürlük taleplerinde birleşen bir mücadele hattında yüründü. Kendi yolunu açmaya çalışan gençlik hareketi; kesimsel ve toplumsal ölçekteki birçok mücadele anında kendi hafızasına notlar düştü. Dönemsel ivme kazanan, dönemsel sürüklenme pozisyonuna düşen gençlik hareketinin geride bıraktığımız bu sürecine bakacak olursak; gençlik mücadelesinin temel alanlarından olan üniversitelerde Cerrahpaşa’nın bölünmesine karşı eylemsellik, Kavaklık Direnişi ve İÜ yemekhane hakkı eylemleri, öğrenci gençlik bakımından önemli momentlerdir. Kazanımla sonuçlanan Kavaklık ve İÜ yemekhane direnişleri süreci, uzun bir sürenin ardından gençlik hareketine soluk borusu olmuştur. Bunlarla birlikte her sene birleşik zeminde örgütlenen Suruç için Adalet kampanyası ve gençliğin bir hesaplaşma, mücadele gününe dönen 20 Temmuzlar; faşizme karşı mücadelede gençlik hareketine güven, kararlılık ve moral aşılarken, sokağın devrimci şiddeti ve barikata yüklenme iradesi hafıza tazelemiş, toplumsal mücadelenin tüm dinamiklerine, ezilenlere, adalet arayışçılarına cesaret ve umut vermiştir. Üniversitelerden öğrenci gençliğin kesimsel sorunları etrafında yükselen bu direnişler ve sosyalist gençliğin öncülüğünde birleşik anti-faşist karakterde örülen adalet kampanyası ve 20 Temmuz çarpışmaları gençlik hareketinin buzunu çatlatan ve onu daha büyük mücadelelere hazırlayan mücadele deneyimleri oldu.

 

Kıvılcım; Patlamalara Gebe

Boğaziçi; zorlu yıllardan ve engebeli yollardan sonra öğrenci gençliğin “Kayyum Rektör İstemiyoruz” sloganı ile fitili ateşlenen özgürlük direnişi oldu. Öğrenci gençliğin söz, yetki ve karar hakkını temel odağına alarak faşist şefin atadığı kayyum rektöre karşı gelişen bu hareketin taşıdığı devrimci imkanları ve güçlü olanakları kendisi için ciddi bir tehdit olarak gören faşist şeflik; henüz ilk günün akşamı hareketi bitirmeye dönük polis terörünü devreye soktu. 4 Ocak günü Güney Kapı’ya dayanan kitlenin içinden örgütlü öğrenciler seçilerek gözaltına alındı. En ufak karşı koyuşun bile doğrudan sistemle çatışma haline girdiği ve polisi, medyası, yargısı ile devlet terörünün hedefine oturduğu faşizm koşullarında; faşist şefin üniversiteleri, özgür düşünceyi, öğrenci gençliği zapturapt altına almak gayesiyle bekçi olarak atadığı kayyum rektöre karşı gelişen kitlesel ve eylemli bu hareketin, devlet nezdinde demokratik haklarını kullanan masum çocuklar olarak görülmesini beklemek ahmaklık olurdu. Nitekim üniversitenin sınırlarını daha kıvılcımın çakıldığı 4 Ocak günü aşmış, faşist şeflik ve öğrenci gençlik arasındaki çelişkinin çarpışması olan bu direniş, faşizmden taraf hak ettiği “ilgi”yi gördü. Gözaltıların sonrasında taleplerini savunma, kayyum rektöre karşı direnişi büyütme, sokağı zorlama kararlılığı kırılamayan ve güçlü bir dayanışma ile sahiplenilen Boğaziçi Direnişi; faşizme karşı mücadelenin güncel odağı haline gelmiş ve faşizm-özgürlük saflaşmasına dönüşmüştür. Direniş; üniversitelerin açık olmadığı pandemi koşullarına rağmen Ankara, Bursa, Mersin, Antalya, Çanakkale, Adana, Artvin, Dersim gibi kentlere yayılmış, üniversitelilerin politik öfkesiyle bütünleşerek öğrenci gençliğin demokratik-akademik taleplerinin de ötesinde gençliğin politik özgürlük eksenindeki mücadele mevzisi olmuştur.

Sözde yargısı, işkenceci polisi, kirli medyası ve milli-manevi değerler demagojisi ile karşı saldırıya geçen faşist şeflik; gözaltı, tutuklama, soruşturma, aileleri arayarak taciz, LGBTİ+ kulübünü kapatma, LGBTİ+ları sapkınlık yaftasıyla şeytanlaştırma, gençliğin devrimci öznelerini terör odakları diye lanse ederek hareketten yalıtma ve akla gelebilecek her türlü argümanı kullandı. Nitekim başarılı olamadı.

Tek elde toplanan, merkezileşen yetkilerle; faşizm de merkezileşmiş, sarayda somutlanmıştır. Faşist şefin sözcüsü Kalın’ın “Cumhurbaşkanının takdiri ve iradesi sorgulanıyor.” açıklaması, küçük ortak Bahçeli’nin “Mesele öğrenci ya da rektör meselesi değildir. Asıl mesele üniversiteleri kapsayacak olası bir dalgalanmayı toplumsallaştırıp siyasallaştırmaktır.” açıklamaları yerindedir. Faşist şeflik rejiminde üniversitenin özgürlüğü için söylenecek tek bir sözün, atılacak tek bir sloganın rejimle karşı karşıya gelmeme, faşizm-özgürlük saflaşmasına dönüşmeme olasılığı yoktur. Hareketin içinde de gördüğümüz; direnişin muhtevasını üniversitenin “güvenli” duvarları ardında gören, meşruluğuna zemin oluşturan olgunun da “öğrencilerin akademik-demokratik talepleri” olarak ortaya koyan başını reformcu gençlik örgütlerinin çektiği “yasallık” çizgisi ve siyaset tarzı yanılgılıdır ve mahkum edilmeli, hareket içinde yalıtılmalıdır. Zira faşizmde yasal olan faşist zor ve baskılardır ve direnişin yaslandığı meşruluk zemini, Boğaziçi Dayanışması’nın “12. Cumhurbaşkanı’na Açık Mektup”undaki anti-faşist politik netliktir.

 

Duraksamadan İleri!

Faşist şefliğin baskı araçları arasında ezilen milyonlara umut ve moral aşılayan, toplumsal mücadele dinamiklerinin hepsine mücadele kararlılığı taşıyan, geniş yığınları faşizme karşı saflaştıran Boğaziçi Direnişi; gençlik hareketini ivmelendirmesinin yanında toplumsal mücadelenin her dinamiğini politik ve pratik olarak ileri çekme imkanlarını taşımaktadır. Nitekim Boğaziçi Direnişi’nin açtığı yolun ardından gelen ve onun anti-faşist niteliğinden, kararlılığından beslenen 1 Mayıs; yasakların tanınmadığı bir çarpışmaya döndü. İstanbul’da Taksim’i kazanma ısrarı başta olmak üzere emekçi mahallelerde ve birçok kentte faşizmin karşısına dikilen irade; öncü kuvvetlerin devrimci politik güzergahında ve gençliğin Boğaziçi Direnişi’nin rüzgarını önüne katarak sokaklara aktı.

Devrimci gençlik hareketinin tarihsel hafızasında, sürdürücülerinin mayasında ve faşist şefliğe karşı çelişkileri her geçen gün derinleşen gençlik kitlelerinin bağrında verili olan yıkıcı potansiyelin; realize edilmesi, faşizme karşı kararlı, militan, kitlesel, sürekli ve hak alıcı nitelikte bir anti-faşist gençlik hareketi yaratması şüphesiz olasılıklara değil politik ufuk, cepheleşme, örgütlenme ve devrimci eyleme bağlıdır. Boğaziçi Direnişi ile buzu kıran gençlik hareketinin ise önünde şimdi gençliğin en geniş anti-faşist cephesini kurma görevi vardır. Gençlik daha büyük kavgalara hazır!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here