Ölümsüz Anılar İçinde Yürüyen Düş Yolcularına – Özlem Gümüştaş

0
168

Sevgili genç okur,

Sana bir tarihi, tarihimizden bir kesiti anlatmayacağım. Ya da tek tek yüzleri… Varsay ki; 33 dizeli bir şiir okuyacağız. 33 enstrümanla çalınmış bir şarkıyı dinleyeceğiz. 33 farklı dövizle yapılmış bir eyleme katılacak, 33 istekle yazılmış bir metnin ne dediğini anlamaya çalışacağız. Yani sevgili okur, her zaman yaptıklarımızdan, her zaman başımıza gelenlerden, her zaman aklımızdan geçenlerden konuşacağız.

20 Temmuz 2015 Suruç. Gençlik hareketinin kendi özgün gündemi, birleşik eylemi haline getirdiği bir an, yakın siyasi tarihimizin ise özel bir kesitidir, tarihseldir. Bizim Suruç’u, 33 düş yolcusunu anlama pratiğimiz, böylesi bir tarihsellik içinde gelişip giden bilinç ve eylem kurma işidir. Şimdi de bu dergi satırlarından birlikte çözümleyelim hayatımıza atılmış 33 ilmeği, düş yolcularını, Suruç’u, Kobanê’ye gitmeyi…

Onlar için ‘düş yolcuları’ denildi. Yönlerini döndükleri Rojava’ya, devrime besledikleri düş… Yıkıntılar içindeki Kobanê’yi onarmak, savaşın yaralarını sarmak için besledikleri düş… Yeni bir şeye, başka bir yöne dair düş… Bu ve belki de başka birçok sebepten ’33 düş yolcusu’ oldu adları. Teker teker isim olmadılar, teker teker yüz olmadılar. 33 gibi soğuk bir rakam olarak da kalmadılar. Düş ve yolculukla özdeşleştirdi yapıcılar onları. Amara’da o ağacın altından kanatlanıp, bir buluta asılı bıraktıkları ‘gitmek’ eylemini, ‘hiçbir düş yarım kalmayacak’ diyerek verilmiş söze, adanmış bir kavga mirasına çevirdiler.

Bu yüzden diyebiliriz ki; önce düş vardı. Düş güçlü bir itilimdir. İmkânsızı istemeye cesaret etmek, imkânsız gibi görünenleri ‘mümkün’e çevirmek ancak düş gücü ile başarılabilecek bir şeydir. Sosyalist gençlerin Kobanê’yi inşa kampanyasının mayasında önce düş gücü vardı. İşçi sınıfı ve ezilenlere; dünya halklarına demokratik halkçı yönetim yapısı, kadın özneleşmesi ile yeni yaşam umudu olmuş Rojava’yla, devrim topraklarıyla buluşmak… O devrimin kalbine yönelmiş saldırıyı bertaraf etmek için Taksim’de, Kızılay’da, Şakirpaşa’da coğrafyamızın her karesinde direnenleri bir kez de yaşamı yeniden inşa etmek için seferber etmek… Herkesin bir parça huzur ve dinginlik aradığı yaz vaktinde, deniz ve güneşle dinlenmek yerine; acılara kulak verip, umudu ayaklandırmaya koyulmak… Evin kapısından çıkıp kentin sokaklarına gider gibi günlük adımlarla sınırı geçip, sonsuz bir sınırsızlık ve özveri içinde çalışmak…

Sosyalist gençler muhtemeldir ki, bu fikri düşünmeye, tartışmaya başladıkları Meclis toplantılarında, hemen birazdan tarihe önemli bir yön katacak eylemi, politik hattı öreceklerini öngörmüyorlardı. Sadece hayal ediyor, heyecanlanıyor, sabırsızlanıyor ve o an için en temel ihtiyaca kilitleniyor, gitmek-kurmak istiyorlardı. Ve belki, o Meclis anını bir maratonun startı olarak alsalar, hemen gidecek, hemen kuracak onlarca genç yürek oracıktaydı ve tereddütsüz hazırdı!

Tartıştılar, “Beraber Savunduk Beraber İnşa Edeceğiz” kararını verdiler. Yapılacak çocuk parkı, hastane, onarılacak evler için yardımlar toplamayı; yardımları Suruç’a, ordan Kobanê’ye götürecek organizasyonu yapmayı; Kobanê’nin inşasında yer alacak gençlerin kayıtlarını almayı ve her birine bir görev vermeyi, her birinin bu yolculuğa çıkışını örgütlemeyi kapsayan bir kampanyaydı bu. Düş gücünün tereddütsüz bir kendini ortaya koyuşla buluştuğu bir anın ortaya çıkarabileceği en verimli düşünce halindeydi gençliğin Meclis’i. Düşlerini düşünceye, düşüncelerini harekete çevirdiler ve sadece sosyalist gençliğin değil, sol-sosyalist, yurtsever ve anarşist gençliğin, coğrafyamızın her köşesinde özgürlük için harekete geçmeyi bekleyen gençlerin eylemini, birleşik hareket tarzını yarattılar.

Düşünce başladığı anda her türlü sınırı yıkmaya, her türlü kendiliğindenliği kovmaya başlarız. İşin içine hareket girer. Hedefler ve planlamalar girer. Eylem başlar. Ve bunların belli bir aşamasında; düşünceyi ve eylemi yaratan özne başka bir duruma-düzeye geçer. Durumu ve amacını eylemin içindeyken daha iyi kavramaya, düşü gerçek kılacak bir imkanı örgütlemeye başlar. İddia ve kararlılık tam bu aşamada, öznenin eylemi ve eyleminin sonuçları ile bilinçli biçimde buluştuğu anda oluşur, gelişir.

Sosyalist gençliğin kampanya boyunca attığı adımların her biri; Gezi’den devrime koşan gençliğin dinamizmini, değiştiriciliğini kavrayış, komünist öncünün birleşik devrim stratejisini kavrayış, politik önderlik misyonunu kavrayış, örgüt gerçeğini ve onun gelişim sorunlarını kavrayış süreçleridir. Bir kampanya içinde pratikleri, inisiyatifleri gelişen gençlerin; an’ın içinde kendi devrimlerini, kendi geçişlerini ördükleri andır. Sosyalist gençlik kampanya kararı ile çoktan sınırı yıkıp, kendini devrimle buluşturmuştur. Suruç’a gidene kadar geçen zaman ise sosyalist gençliğin politikada, örgütsel yaşamda varlığı ile yeni bir misyon edinme, duruş örgütleme, tarz geliştirme sürecidir.

Kavrayış derinliği ve misyon bilinci edinmek sadece bilgi ve eğitimle olabilecek bir şey değildir. Hatta bilmek ve eğitmek belki de işin daha kolay başarılır yanıdır. Net bir kavrama, her türlü gerçekle, düşsel bir ferahlık, sabırlı bir katılıkla uğraşmayı gerektirir. Her türlü imkanla, cesaret ve durumun gerektirdiği değişikliği yapabilecek kıvraklıkla ilişkilenmeyi gerektirir. İmkanlar, engeller, zorluklarla çözücü biçimde ilişkilendikçe bir duruş örgütlemeye, misyon edinmeye başlarız. Bu anlar aynı zamanda kopuş anlarıdır.

İşte sosyalist gençliğin kampanya kararı, kendi misyonu ve bilincini örgütleme, kendi tarihini gerçekleştirme bakımından böyle bir yola koyulma anıdır.

Yolun en başında durum, durumdaki nesnellik meydan okur gençlere. Böyle büyük bir kampanyayı değişik cephelerden geliştirme görevindeki devrimci sosyalistlerin ilgisizliği, yer yer kayıtsızlığı katı bir nesnellik olarak çıkar karşılarına. Devrimci kitle partisinin, birleşik cephe örgütünün, aydın ve sanatçıların.. şu ya da bu bölgeden yerel örgütlerin epeyce işi-gündemi vardır. Kampanyanın bir parti işine, bir müziğin, tiyatronun gündemine, bir yerel örgütün eylemine dönmesi başarılamaz. Kampanyanın; şurada eşyaları toplamak için bir yer bulmak, şurada birkaç vekil ve yerel yönetici ile görüşme yapmak, şu bölgede kayıt yapan gençlerle buluşup bilgi aktarmak gibi işleri hızla muhatap bulamaz.

Türkiye’de devrimci durum tarifi yapan sosyalistlerin, bu durumun imkanlarına en somut, en stratejik yerinden dokundukları 7 Haziran seçim muharebesi ve kazanımı sonrasındaki en özel tarihsel kesit ve politik önderlik pratiğidir kampanya. Kampanya yayıldıkça, sosyalist gençler çağrılarını coğrafyanın her parçasına yaydıkça Rojava’dan destek; Türkiye ve Kuzey Kürdistan topraklarından yüzlerce gençten kayıt yağmaya başlar. Sadece gitmek bile kitlesel ve kolektif bir duruşa dönüşür; sadece geliyoruz demek bile sınırın ötesine değen bir siyasi muhataplaşmaya ulaşır. SGDF o anki örgütsel tablosu ya da ‘gerçeği’ içinde deyim uygun ise adı kendinden önde giden bir birleşik gençlik örgütü misyonu edinir. “Hazır mıyız?” sorusu gelir yapışır her bir devrimci militana. Bu gidişi, bu geçişi örgütleyecek harekete hazır mıyız?

Gelişimin, genişlemenin gerilimi ile bu potansiyele meydan okuyan sorunlar, muhatapsız kalan sorular ortasında yaşanan gerilim göz önündedir kampanya boyunca. Bu durum kolektifin gerçeği ile yüzleşmeye, tavizsiz bir iç mücadeleye sevk eder sosyalist gençliği. Başvurular cesaretle alınır, her gence mutlaka ulaşacak emek sarf edilir. Bu kadar gencin düşünün, harekete geçme isteğinin muhatabı olacak bir siyasi misyon kazanılır. Genç yapıcılar her eylemde, her programda daha net, daha kararlı sözlerle konuşmaya, çağrılarını tarihsel bir haklılık, güncel bir görev bilinciyle çoğaltmaya başlarlar. Şurdan çözemezlerse burdan, ondan alamazlarsa diğerinden almaya; şurda olmuyorsa kendilerini, şurdan gidilmiyorsa etrafındakileri sevk ederek örgütlemeye başlarlar.

Yeniden kuruluşun sihri, işte bu örgütlenmededir. Sosyalist gençlik örgütledikçe, engele dönüşen herşeyden, verili durumdan kopmaya, yeni bir duruma geçişe yüzünü döner. 20 Temmuz’da Amara’nın bahçesinde; coğrafyanın her iki yakasından gelip, sınırları aşmaya hazır bir gençlik toplamıyla birleşmiş; duruma meydan okuya okuya devrimci niteliğini güçlendirmiş bir öncü kuvvet olarak vardır artık.

O gün o bahçeden sonsuzluğa gidenlerimiz, o bahçeden kolları ve ayakları üzerinde doğrulanlarımız, tereddütsüz bir geçişe, değişime zorlar kolektif özneyi. Devrimci sosyalistler tarihlerinin en özgün geçişini, ölümsüzleşenlerimiz ve gerisinde kalanların her gün emzirdiği bir dirençle yapar. Devrimci sosyalistler için gençliğin dinamizmi, O’nun yıkıcı, kurucu, değiştirici gücü önemlidir. Onu kazanmak, korumak, kendi yapısında birleştirmek geleceği için belirleyicidir. Suruç’u anlamak ve 5 yıldır anmak, anlatmak devrimci sosyalistler için gücünü kendi dallarından almak gibi bir eylemdir. Her yıl sosyalist gençlikle ortak çalışmak, kampanya örgütlemek, eylem yapmak, direnmek, yürümek… gençliğin misyonu ile buluşma düzlemidir.

Bizler için; gençliğin Gezi’den Rojava’ya, Sur’dan Cizre’ye koşan, pandemide emekçi halkımızın ihtiyaçları için dayanışmaya, sokakları rejime terk etmemek için faşizmin üstüne üstüne koşan eylemlerinden öğrenmek; politik-örgütsel hattını biriken deneyimimiz ve örgütsel bütünlüğümüz ile güçlendirmek esastır. Sosyalist gençliğin politik ve örgütsel kazanımları, tarihsel birikimi; büyüyen partinin büyüyen sorun ve ihtiyaçlarında; alan, görev değişimlerinde ya da politik durum ve partinin dönem politikalarında değişim gereken koşulların yeni duruma geçişlerini yönetmekte kadro politikasının yapısal temel bir elemanı olarak realize edilmeli, içerilmelidir. Çünkü bu güç gençlikte var. Eğer savaşta ustalaşmak istiyorsak; kendinde eski ve yeni yöntemleri, ruhunda huzur ve ustalığı birleştiren bir kılıç olmalıyız. İşte sosyalist gençlik, o birleşimi kendinde buluşturmaya en etkin potasıdır. Suruç ve geride kalan 5 yıl, sosyalist gençlerin yöntemlerinde, işleyişlerinde, ruhlarında huzur ve ustalığın adıdır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here