LGBTİ+ Yasaklanamaz- Kıvılcım ARAT

0
395

Tekirdağ 2 No’lu cezaevinde hastane ve diğer temel hakları için ölüm orucuna başlayan Diren Coşkun’a destek olmak adına dışarıda ölüm orucuna başlayan aktivist Kıvılcım ARAT’ın Özgür Gençlik 29.sayısında yayınlanan röportajını sizlerle paylaşıyoruz.

 

Neler oldu?

Ankara Valiliği Toplumsal Hassasiyetleri provoke ettiği gerekçesiyle LGBTİ+ etkinliklerine süresiz yasaklama getirdi. Ankara valiliğinin yasağının ardından çeşitli illerde benzer etkinlikler engellendi. Son 3 yıldır Trans Onur Yürüyüşü ve LGBTİ+ onur haftası da polis tarafından engellenmişti. İstanbul LGBTİ+’dan Kıvılcım ARAT ile son dönem LGBTİ+ etkinliklerine getirilen yasaklar,  şiddet ve LGBTİ+ hareketinin toplumsal mücadele içindeki yeri üzerine konuştuk.

Son dönemde LGBTİ+ etkinliklerine yönelik yasakları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Devletlerin yapılandırılma süreçleri sancılı süreçlerdir.Yakın tarihte iki tane yapılandırma süreci yaşadık bence. Bunlardan birincisi Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu, dolayısıyla iktidara sahip olan erkin değişmesi, ikincisi 15 Temmuz Darbe girişimiyle birlikte, Saray’ın başkanlık adı altında devleti yapılandırma süreci. AKP iktidarını da buradan okumak gerekiyor. AKP iktidarı kendi pratiğini bildiğinden,hukuka dönme gibi bir yola giremez. Bunu yaparsa kendisi ve arka bahçesi de dahil olmak üzere birçok insanın uluslararası savaş suçları mahkemesinde yargılanacağını biliyor. Bugün Saray iktidarının geldiği nokta,bir yapılandırma sürecini dayatıyor.

Tayyip Erdoğan ve takımının  yeniden yapılandırdığı devletin ideolojisi Siyasal İslam . Bundan önceki Kemalizmdi. Kemalizm içinde iki yüzlü bir laiklik, Türk Sünni erkek egemen bir yaklaşım ve muasır medeniyetlere ulaşma adı altında dindar kesime yapılanlar var. CHP’nin sosyal demokrasi iddiası içinde bazı kimliklere yer açması gerekiyordu. Kadın kimliğine, yeri geldiğinde LGBTİ+ kimliklere biraz alan açabilirsiniz. Yeri geldiğinde diyorum çünkü yıllarca LGBTİ+’ların karşılaştıkları tüm sorunları yaratan kurumları arkasında Kemalizm vardı ve muhatabı CHP’ydi. Yine de sosyal demokrasinin o geniş yelpazesinde küçük de olsa bir yer vermek zorundaydılar. Yeniden yapılandırılan, resmi ideolojinin siyasal islam olduğu bir devlet altında LGBTİ+lar hiçbir zaman görünür olarak var olamayacaklar. 7 Haziran ile başlayan bir savaş süreci var. Yapılandırma sürecindeki gerekliliklerin birçoğu yerine getirilmiş oldu. En son kim kaldı sindirilmesi gereken: LGBTİ+.

İktidarın son dönemde özel olarak LGBTİ+ hareketine yönelmesinin nedeninin ne olduğunu düşünüyorsunuz?

Türkiye’deki LGBTİ+ hareketi dünyadaki en politikleşmiş LGBTİ+ hareketlerinden birisidir. Tayyip neden bu ibnelerle, dönmelerle uğraşıyor, işi gücü yok mu diye sorulabilir. İktidarlar politikleşen özneler ve çeşitli çevreleri kaynaştıracak politikalar istemez. Türkiye’de LGBTİ+ hareketini 93 yılından başlatırlar, ilk onur yürüyüşü. Sonra 2000’lerde yapılmaya başlanıyor. Ben 87 yılında trans kadınlar Gezi Parkı’nın merdivenlerinde gördükleri sistematik baskıya karşı yaptıkları açlık grevi ile başladığını düşünüyorum.Hemen ardından transların bir arada yaşadığı sokaklar dağıtıldı.Ülker sokakta transların barınmasını istemeyenler gazeteler aracılığıyla ‘İbne değilsen Türk bayrağı as’ şeklinde kampanyalar başlattılar.Yani karşına Türk bayrağı çıkarıyorlar. Sen isyan etmesi muhtemel bir topluluk oluyorsun.

90’lı yıllarla birlikte Kürt Özgürlük Hareketi’nin, sınıf hareketinin yükselmesi diğer alanlara da yansıdı. Feminist hareket ,Çevre hareketi, anarşist hareketler, LGBTİ+ hareketi çok daha görünür olmaya başladı.Ve o günden bugüne baktığımızda politika üreten ve mücadele eden diğer politik kesimlerle ortak mücadele zemini kurmaya çalışan bir hareket olarak Gezi’de, tekel direnişinde, Kürdistan’daki savaşa karşı yürüyüşlerde…Böyle bir hareketin olduğu yerde başının ezilmeye çalışılması şaşırtıcı değil. Bu yasakların temelde iki nedeni var.1-Yeniden yapılandırma sürecinde siyasal islam  temelli bir devlet algısında LGBTi+ ların yeri yok. 2-Son 20 yıldır LGBTİ+ hareketine baktığımızda bu hareket gitgide politikleşen , LGBTİ+ kimliğinin dışına çıkarak geniş bir yelpazede bakan ve söz söyleyen bir yerde duruyor. Bunların hepsi birleşince, hedef haline getirildik. Ramazan hassasiyeti bahanesiyle başladı, onur haftaları yasaklandı, seçim meydanlarında Kuran-ı Kerimler sallandı. Tayyip Erdoğan ‘Ey Demirtaş, biz sizin gibi Diyarbakır’da müftü, Eskişehir’de eşcinsel aday göstermiyoruz’ söylemlerinde bulundu. Oysa 2002 yılında iktidara geldiğinde eşcinsellerin de haklarının demokrasi çerçevesinde korunması gerektiğine dair cümleler kurmuştu.Demokrasi bir trendir vardığımızda ineriz diyordu. İnmekten başka şansı yok , ellerinde sıkışmış ve dört bir yanı yangın içinde bir iktidar var. Bu iktidarın da birçok düşmanı var çünkü bu iktidar düşman yaratmadan ayakta kalamaz.

Bu yasakların LGBTİ+’ların hayatına, LGBTİ+ aktivistlerinin ve kurumlarının çalışmalarına yansımaları nasıl oldu?

Bu yasaktan önce başlayan LGBTİ+’lara yönelik bir şeyler vardı zaten. İstanbul Onur Haftası üç yıldır Trans Onur Haftası iki yıldır, selefi, gerici cihatçı grupların tehdidi ve saldırıları  altında gerçekleştirilmeye çalışıldı ve engellendi. Trans Onur Haftasının yasaklanan ilk yürüyüşünün ardından bütün medyada IŞİD militanlarının gerçekleşecek olan Trans onur yürüyüşüne saldırı hazırlığındayken üzerlerinde canlı bomba düzenekleri ile yakalandıklarına dair haberler çıktı. Buna dair savcılıktan herhangi bir bilgi alamadık. Dolayısıyla LGBTİ+’lar çok belirli alanlarda varlıklarını görünür hale getirebiliyorlar. Bu alanlar; kendi dayanışma alanları, dernekler, homofobiye transfobiye maruz kalmadan girebildikleri eğlence merkezleri, sokaklarda aynı kimlikler üzeriden bir araya gelebildikleri alanlardır. Bunlarda ciddi bir dağılma oldu. Birçok aktivist iltica etmek durumunda kaldı. OHAL karşıtı çıkardığımız sesler ve ürettiğimiz politikalar kriminalize edilmeye, terör faaliyeti gibi gösterilmeye çalışıldı. Oysa ki bizim OHAL uygulamalarına karşı çıkmamızdaki en temel sebep İnsan Hakları Bildirgesi’nin askıya alınmasıdır. Bunun dışında özellikle seks işçilerinin çalışma alanı çok daraldı. Ciddi anlamda bir kolluk şiddeti var sokaklarda. Mesela Şişli caddesinde kızların hiçbiri artık  çıkıp çalışamıyor. Bu insanların hayatlarını idame ettirmeleri için başka bir iş bulma olasılıkları da yok. Çünkü toplum yapısı zaten homofobik ve transfobik. Bir de 7 Haziran’dan bu yana topluma yüklenen bir nefret, ötekileştirme ve ayrıştırma var. Bununla da birleşti mi LGBTİ+, özellikle de görünür olan translar, bu toplumun stres topu haline geliyor. Sinirlendiğinizde, kızdığınızda, milli duygularınız kabardığında, erkeklik duygularınız kabardığında rahatça saldırabileceğiniz, karşısında herhangi  yaptırıma maruz kalmayacağınız bir topluluk olarak karşınıza çıkıyor.

Bu sürecin nereye evrileceğini düşünüyorsunuz?

Benim kişisel olarak gözlemlediğim ve okuduklarımdan çıkardığım; böyle baskı dönemlerinde direnen hareketlerin her zaman güçlenerek çıkacaklarıdır.

O yüzden LGBTİ+ hareketinin bu dönemde OHAL uygulamalarına ve toplumda pompalanmaya çalışılan homofobi, transfobi ve orospufobiye daha fazla ses çıkarması gerekiyor. Hareketin içerisinde OHAL ilan edildiği andan itibaren pratikte en net tavrı İstanbul LGBTİ+nin koyduğunu düşünüyorum. Ancak bedelini ağır ödedik. Derneğimiz ve dernek aktivisti birçok arkadaşımız hakkında BİMER başvuruları yapıldı. İkinci olarak, Gülten Kışanak’ın tutuklanmasının ardından,halk iradesinin teslim alınamayacağı ve kadınlara yönelik bu saldırılara sessiz kalmayacağımızı ifade eden gayet sıradan bir metin yayınladık.Bu metnin üzerinden saldırılar oldu. Mülk sahibi dernekten çıkardı.

LGBTİ+ hareketine yönelik bu saldırılar iktidar tarafından gerçekleştirilecekti. Sustuk gerçekleştirildi, susmasaydık yine gerçekleştirilecekti.Sustuk, bu süreci atlattıktan sonra çok zayıflamış bir biçimde çıkacağız. Eğer karşı çıkıp, daha güçlü bir biçime bu saldırıları göğüslemiş olsaydık yine zayıflayacaktık ama sonrasında LGBTİ+ hareket,kendi alanında ve toplumsal muhalefetin algısında yükselecekti. Ne yazık ki İnsan Hakları Bildirgesinin askıya alınması suskunlukla karşılandı, ki bu bence bir LGBTİ+ için en temel şeydir. Verdiğimiz bir insan hakkı mücadelesi. Her bir yurttaşın yararlandığı çalışma, yaşama,sağlığa,eğitime adalete erişim haklarından eşit bir biçimde, ötekilenmeden yararlanmaktır. Bence, LGBTİ+ hareket bu dönemi gelecekte kendi içinde değerlendirdiğinde daha güçlü karşılamış olabileceğine dair değerlendirme yapacaktır. Kendi içinde diyorum, çünkü dışarıdan baktığımızda LGBTİ+ hareket hala çok görünür, bir biçimde dernekler çalışmalarına devam ediyor. Ama açıktan tartışılması gereken çok şey var. Sosyalistler de, feministler de, LGBTİ+’lar de, siyasal islamın kapsamı dışında kalan herkes bunu yapmalı.

İstanbul LGBTİ+ olarak bu saldırılara karşı mücadele perspektifiniz nedir?

İstanbul LGBTİ+ iki noktadan kendi pratik hattını belirliyor. Bir, trans kadın ağırlıklı bir örgütlenmesi var.  Trans kadınların maruz kaldığı suçların temeli ikili cinsiyet rejiminde kadının ve erkeğin konumlandırılması. İkili cinsiyet rejiminde kadınlık mefhumuyla erkeklik mefhumunun konumlandığı yerlere baktığınızda erkek etkin bir yerde duruyor, kadın tamamlayıcı bir unsur olarak görülüyor. İktidar tamamıyla erkekte, erkekte penis var, penis ciddi bir erk. Cinsiyetler arası görünür bir geçişkenlik bütün nefreti üzerine çekebiliyor. Dolayısıyla erkekliğe dair bir mücadele perspektifi var. Bu yüzden kadın hareketleriyle birleşmeyi önemsiyor.Çünkü kadın hareketleri de ikili cinsiyet rejimi içinde kendi politikalarını üretiyor ve aslında sosyalist ve feminist kadın hareketlerinin de bu sistemdeki kadınlığı ve erkekliği besledikleri belli noktalar var. Buradan çıkışın ancak LGBTİ+ların yorumlamalarıyla olacağını düşünüyorum. bizde cinsiyet kavramı üzerine çokça düşünülmüş  ve mücadele verilmiş ve bir kavram olduğu için bu konuda mücadele perspektifimiz de daha farklı. Kişilerin beyanlarına bakarız biz mesela, görüntüsüne değil. O yüzden kadın hareketleriyle birleşmeyi önemli bir yerde görüyor, çünkü farklı okumalar sunabilir. Kimliksizleşme; Kadınlığın ve erkekliğin bu sınırların dışında tekrar düşünüldüğü, hatta yok edildiği, çünkü düşündüğünüz şeyin üzerinden kurgular yapılandırırsınız bir şeyi.

Diğer nokta ise temel haklara odaklanmak. sosyal bir devlet içinde yaşıyoruz, dernek olarak en azından böyle olması gerektiğini söylüyoruz. Eşitlik, temel yurttaşlık hakları ve sosyal devletin bir bütün olarak sağlaması gereken eğitim barınma yaşama çalışma hakları gibi hakların tanzim edilmesi için var olan koşulları değiştirmeye,geliştirmeye yönelik çalışmalar yapıyoruz.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here