Kürdistan’da Cins Mücadelesi ve Portreleri – Dicle Yılmaz

0
501

İttihat ve Terakki döneminde başlayan ulusçuluk akımından Kürt ulusu da etkilenmiştir. Bu etkilenmeler sonucu 1880’lerin sonunda ilk ulusal Kürt örgütü olan Azm-i Kavi Cemiyeti’nin kurulmasıyla Kürt ulusal mücadele hareketi başlamış farklı şekilde gelişmiş birçok mücadele ile Kürt Ulusal Mücadelesi günümüze gelmiştir. Kürt ulusal mücadelesi başlangıçta sadece ulusal perspektifle hareket ettiği için ulusun içerisinde barındırdığı ataerki ile mücadele önemsenmemiş bu yüzden başlangıçta ulusal mücadele de erkekler önde olmuş kadınlar daha çok eve hapsedilmiştir. Kimi zaman eşinin, kimi zaman kardeşinin, kimi zaman babasının vs. vesilesiyle ulusal mücadele ile tanışan ve mücadeleye katılan Kürt kadınları politikanın ve hayatın içerisindeki ataerkil zihniyetin farkına varıp ulus bilincinin yanında cins bilinci de kazanmışlardır. Kürt kadınları bu bilinci kazandıktan sonra kadın-erkek eşitliği ve kadın devrimi, cins bilinci gibi konularla da ilgilenmeye bu konuda da mücadele vermeye başlamışlardır. Rojava’da yaşanan Kadın Devrimi ile kadın devrimi konusunda kadın köyleri kurulması, özerk kadın silahlı mücadele kuvvetlerinin oluşturulması pratikte daha önce eşi görülmemiş örneği erkek egemenliğine ve tüm Dünya kadınlarını göstermiş olan Kürt kadınlarının kadın mücadelesinde en çok mücadele verdikleri diğer bir alan ise Demokratik Siyaset alanı olmuştur. 1990’larda kadın milletvekillerinin mitinglerde erkeklere mitinglere eşlerinizle birlikte gelin çağrılarıyla başlayan kadınları politikanın içerisini katma çabaları sonrasında parti içerisinde kadın kotası uygulamasına gidilmesi, politikada kadınların politikacıların ilkleri gerçekleştirmeleri (Dersim’in ilk kadın milletvekili Edibe Şahin, TBMM tarihindeki ilk kadın grup başkan vekili Fatma Kurtulan, ilk kadın eş başkan Aysel Tuğluk) kadın mücadelesi konusunda atılan diğer adımlardandır. Kadın mücadelesi konusunda bazı mevziler kazanılmış olsa da 2005 yılında eş başkanlık sistemi hayata geçirildiğinde Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk Kürdistan’a birlikte gittiklerinde Aysel Tuğluk’un Ahmet Türk’ün eşi zannedilmesi ve Aysel Tuğluk’a Kürt halkının belli bir kesiminin “Yenge Başkan” diye hitap etmiş olması politik alanda daha çok mesafe kat edilmesi gerektiğinin ispatı olmuş bir olaydır.

 

Bugünkü mücadeleden farklı bir şekilde kadın kimliğiyle değil sadece ulusal kimliğiyle mücadele etmiş de olsa yaşadığı dönemde eşiyle birlikte silahlanıp savaşan ilk kadın Kürt gerillası olarak kendisinden sonrakilere öncü ve örnek olmuş aslen Dersimli olan Zarife, eşi ve akrabası olan Alişer ile sadece karı koca ilişkisi değil yoldaşlık ilişkisi de kurmuş eşine hayatı boyunca “Hevale” diye seslenmiş bir kadındır. 1937-1938 Dersim İsyanı sırasında da eşiyle birlikte silahlanarak savaşan ve bölge halkına ulusal bilinç kazandırma çalışmaları da yürütmüş olan Zarife, Dersim İsyanı sırasında yetmiş beş yaşında olmasına rağmen dinçliği ve dayanıklılığıyla da örnek olmuş bir kadın olan Zarife eşinin amca oğlu Rayber’in ihaneti sonucu Rayber tarafından eşi Alişer öldürülmüş. Kendisi de yaralanmış fakat son nefesini vermeden önce Rayber’in üstüne atılarak silahını elinden alarak Rayber’i de öldürmüştür. Daha sonra Alişer ile Zarife’nin öldürüldükleri mağaraya giren komutan Alpdoğan Paşa Zarife ve Alişer’in başlarının kesilmesini emretmiş ve onların kesik başlarını Dersim’de sergiletmiştir. Mücadelesi başarısızlıkla sonuçlanmış olsa da Zarife ilk kadın Kürt gerillası olarak tarihe adını yazdırmıştır.

 

“Dağların Kadını” olarak da anılan Zarife’den sonra Irak Kürdistanı’nda şehir hayatı yaşayarak yetişmiş, daha sonra Nasturi kökenli olmasına rağmen Kürt halkının mücadelesine katılmış ilk kadın Margeret George’den etkilenerek Irak Kürdistan Demokrat Partisi(KDP) peşmergesine katıldıktan sonra zorluklarlarla karşılaşmış olmasına rağmen KDP içerisinde ilk Kürt kadın peşmerge olmuş olan Leyla Qasımlo, Güney Kürdistan’ın Xaneqin şehrinde 1952 yılında dört erkek çocuktan sonra tek kız çocuğu olarak dünyaya gelir. İlk ve ortaokulu bitirince ailesiyle birlikte Bağdat’a yerleşir. 1970’li yılların başında Bağdat’ta üniversite eğitimine başlayan Leyla Qasımlo bu sırada Kürdistan Öğrenciler Birliği (YXK) ile tanışır, bu oluşuma destek verir ve bu dönemde Kürt ulusal mücadelesinin yanında toplumsal eşitsizlikler, kadın sorunu gibi sorunlarla da ilgilenen Leyla Qasımlo’nun faaliyet yürüttüğü yıllar Saddam Hüseyin’in Kürtlere savaş açtığı, Enfal Operasyonları’nın ve Halepçe Katliamı’nın gerçekleştirildiği yönetimin Kürtlere karşı en acımasız olduğu yıllardır tüm bunlara rağmen asla korkmamış ve mücadeleden kaçmamış olan Leyla Qasımlo, daha sonra peşmergeye katıldığında Leyla Halid’in uçak kaçırma eyleminden etkilenerek yoldaşlarıyla birlikte plan yaptıkları sırada 1974 yılı Nisan ayında yoldaşlarıyla birlikte yakalanırlar. Saddam Hüseyin’in bir grupla kendisini ziyaret edip eğer mücadelesinden vazgeçtiği takdirde idamdan kurtulacağı ve serbest bırakılacağı teklifini kesinlikle reddeden Leyla Qasımlo Saddam Hüseyin’in iyice öfkesini kazanır. Saddam Hüseyin’in emriyle bir ay boyunca işkenceye maruz kalan Leyla Qasımlo’nun vazgeçmeyeceği anlaşılınca tek kurtuluş yolunun onun idam edilmesi olacağı düşünülür ve hakkında idam kararı verilir. 22 yaşında idam edilecek olmasına rağmen mücadelesinde çok kararlı bir duruş sergilemiş olan Leyla Qasımlo idam sehpasına giderken Kürtlerin milli marşı olan ‘Ey Raqıb (Ey Düşman) marşını okur ve sehpaya çıktığında “Beni öldürerek yok edebilirsiniz ama benim ölümüm binlerce Kürdün uyanışı olacaktır” sözlerini söyleyerek ölümsüzleşmiştir.

 

Hem ideolojisi, hem ideolojisini yaşamda pratikleştirebilmes, hem de Kürt ulusal mücadelesinin yanında kadın mücadelesiyle de öne çıkmış olan Sakine Cansız 1958 yılında Dersim Mazgirt ilçesi Tahtı Halil köyünde doğmuştur. Baskın karakterli bir annenin ve ulusal sorun konusunda bilinçli olsa da gelenekçi ve feodal bir aile ve çevrede çocukluk geçirmiş olan Sakine Cansız çocukluğunda köylerindeki kadın yaşantısı üzerine yaptığı gözlemi “Bizim köyde kadınlar erkek olan büyüklerini gördüklerinde saygı göstergesi olarak ağızlarını kapatır, kayınpeder, kayın v.s gibi aile büyüklerinin yanında fazla konuşmaz. Onların yanında çocuklarını emzirecek olurlarsa üzerlerini battaniye ile örterlerdi. Yaşlı kadınlar ise erkeklerin yanında görece daha rahattı.” diyerek anlatır. Memur bir ailenin çocuğu olan Sakine okul yıllarından önce babası vesilesiyle biraz Türkçe öğrenir ve arkadaşlarına yabancı bir dil Türkçe biliyor olmanın havasını atar. Bu dönemi “Türkçe’yi en başta babamdan gönüllülük esasıyla öğrendiğim ve yeni şeyler öğrenmekten hoşlandığım için Türkçe öğrenmeyi ve konuşmayı çocukluğumda seviyordum” diyerek anlatır. Kendisini okutmayan babasını sürekli sitemle anan annesinin ısrarları sonucu okula gidebilen Sakine Cansız, ilkokul birinci sınıftayken Türkçe öğrenmekte zorlandığını fakat hem istekli olması, hem de Gönül ismindeki öğretmenlerinin “Dışarıda Kürtçe konuşan dayak yer” gibi tehdit ve zorlamaları ile Türkçeyi tamamen ilk sökenlerden olduğunu söyler ve bu dönemde annesini de Türkçe konuşmaya zorladığını ve annesinin Türkçe’yi düzgün konuşamadığı için annesine kendisinden utandığını söylemesi üzerine annesinin ona verdiği “Kürtlükten Utanma” cevabı onun daha sonraki hayatını şekillendirecek nasihatlerden birisi olur. Sakine’nin ilk ve ortaokul yılları aynı zamanda devrimci mücadelenin yükselişe geçtiği yıllardır bu dönemde İbrahim Kaypakkaya çizgisindeki TİKKO ve Kemal Burkay gibi isimlerden etkilenen Sakine yurtsever hareketle Bingöl Öğretmen Lisesi’nde okurken tanışır. Daha çocukluk yıllarında ailesinde ve çevresinde gördüğü kadın-erkek eşitsizliği, ataerkil gericiliğe ufak çapta baş kaldırmış olan -abisi kendisinden bir şeyi yapmasını kaba bir şekilde istediğinde onu yapmaması gibi- Sakine Öğretmen Lisesi’nde okurken yurtseverlerle ilişki kurması sebebiyle ailesiyle arasındaki ilk gerginlikler başlar, yine bu dönemlerde Mazlum Doğan’la da ilk sohbetini yapmış olan Sakine’yi politikadan uzaklaştırmak isteyen ailesi çözümü onu kuzeni Metin’le nişanlamakta bulur. Nişanlısının kendisini siyaset konusunda kısıtlaması sonucu ondan ayrılan Sakine’nin ailesiyle ilişkileri kopma noktasına gelir. Sonrasında kendisini mücadeleye adayan Sakine 1977’de Apocular Grubu’na katılır ve 1978 yılında Fis köyündeki toplantıya katıldıktan sonra Kemal Pirler ile birlikte Elazığ ve çevresindeki köylerde çalışma yürütmeye başlar. Sakine köylere rahat girebilmek için çarşaf giyer. Bu şekilde köylüleri bilinçlendirme ve örgütleme çalışması yaparken 7 Mayıs 1979’da gittiği bir evde yakalanan Sakine bir yılı aşkın bir süre Elazığ Cezaevi’nde kaldıktan sonra 12 Eylül faşist askeri darbesinin sonucunda Amed Cezaevi’ne getirilir ve burada işkencelerin en yoğun olduğu cezaevinde erkekler koğuşundaki teslimiyet ve ihbarcılığı kabul edenlere inat hem direnişiyle kadınlara örnek olarak, hem de koğuşundaki kadınları bilinçlendirerek kadınlar koğuşundan tüm baskı ve işkencelere rağmen ihbarcı çıkmamasını sağlamıştır.

 

Bu yüzden Esat Oktay’ın en çok öfke kustuğu Sakine Cansız tüm işkencelere rağmen özgür tutsaklardan olmayı başarabilen Sakine 1980’lerin sonucunda kaldığı Amasya Cezaevi’nde şartlar kötü olduğu için açlık grevi yaptığı gerekçesiyle Çanakkale Cezaevi’ne sürgün edilir. 26 Mayıs 1990’da ise bu ceza evinden tahliye edilir. Hapishaneden çıktıktan sonra Lübnan Bekaa Vadisi’nde gerillaya katılan ve PKK kadın örgütlenmesinden sorumlu olan Sakine Cansız 2000’lerde diplomatik çalışmalar yapabilmek için örgüt tarafından Almanya’ya gönderilir. Almanya’da ve daha sonra Avrupa’nın değişik ülkelerinde bulunan buralarda da politik faaliyetlerini ve kadın mücadelesini sürdüren Sakine Cansız 9 Ocak 2013 tarihinde Fidan Doğan(Rojbin), Leyla Söylemez(Ronahi) isimli iki yoldaşıyla birlikte bir suikaste kurban giderek ölümsüzleşir.

 

Sakine Cansız’ın hemşehrisi ve daha sonra onun pratiğini de kendisine rehber edinmiş olan gerçek ismi Gülnaz Karataş olan Beritan aslen Dersimli olup 1971 yılında memur bir ailenin çocuğu olarak Bingöl’ün Solhan ilçesinde doğar. İlk, ortaokul ve lise yılları Elazığ’da geçen Beritan ilk isyanını çok bilinçle yapmış olmasa olmasa da lise yıllarında yasaklı kitap, dergiler okuyarak, Kürtçe yasaklı şarkıları dinleyerek yapmıştır. 1989’da İstanbul Üniversitesi İktisadi Bilimler Fakültesi’ne kaydolan Beritan okulun hem futbol takımının kaptanı, en çok kitap okuyanı ve baskıya gelemeyen dik başlı karakteriyle okulda öne çıkar. 1989 Newroz’una katıldıktan sonra Kürt kimliği ile ilgili bilinç kazanan Beritan 1990 yılında nişanlısı Hüseyin ile birlikte örgütlenir. Halk içinde örgütleme çalışmaları yapan Beritan yakalandığında gözaltında kendisine yapılan tüm işkencelere karşı boyun eğmeyerek ilk direnişini gösterir ve serbest kaldıktan sonra sevgilisi Hüseyin ile birlikte 9 Mayıs 1991’de Cudi dağında gerillaya ulaşır. Sevgilisi Hüseyin’le hiçbir zaman küçük burjuva tarzında bir aşk yaşamamış sevgilisiyle aynı zamanda yoldaş olabilmiş Beritan bu konuda mücadele eden kadınlara örnek olmuştur. 1992 yılında takım komutanı olarak Şemdinan’a giden Beritan, 24 Ekim 1992’de KDP peşmergeleri ile PKK arasında yapılan Güney Savaşı’na katılır. Girdikleri çatışmada çembere alındıklarını fark eden Beritan kendisini siper ederek hevallerinin çemberden çıkmasını sağlar ve teslim olmamak için Lelikan Uçurumu’ndan atlayarak ölümsüzleşir. Beritan’ın gerilla anılarını anlattığı günlüğü “Turuncu Destan Çiçeğim Özgürlük” adıyla kitaplaştırılır.

 

Geleneksel bir ortamda yetişmiş olan bir başka kadın olan Leyla Zana 1961 yılında Amed Silvan’a bağlı Bahçeköy’de doğdu. On dört yaşında olduğu 1975 yılında kendisinden yirmi yaş büyük kuzeni Amed Belediye Başkanı Mehdi Zana ile evlendirilen Leyla Zana, 12 Eylül faşist askeri cuntasından sonra eşi Mehdi Zana’nın tutuklanması sonucu onu beklediği hapishane kapısında okuma yazma öğrenmiş, dışarıdan ilkokul, ortaokul ve liseyi bitirmiş, Yeni Ülke gazetesinin Amed bölge sorumluluğunu yapmış, İnsan Hakları Derneği’nin Amed şubesinde görevler alarak politikleşmiştir. Başlangıçta kabul etmediği milletvekili adayı olması teklifini ısrarlar sonucu kabul eden Leyla Zana SHP listesinden Halkın Emek Partisi (HEP) adayı olarak 1991 yılında milletvekili olmuştur. Milletvekili seçildikten sonra Kürdistan’da gittiği bir düğünde damadın düğün konvoyuna sarı kırmızı yeşil bezler takıldığı için tutuklandığını öğrendiği ve damadın annesinin onun saçına sarı kırmızı yeşil kurdele bağlayarak “Bana söz ver benim oğlum, bu renkler yüzünden hapistesin. Sen bu renkleri, bu devletin meclisine taşıyacaksın!” sözü üzerine ona sarılarak söz vermesi üzerine 6 Kasım 1991 günü meclise sarı-kırmızı-yeşil renkte bir saç bandıyla giren ve yemininde; “Ez ve sonde li ser nave gele Kurd u Tirk dixwinim” (Bu yemini Türk ve Kürt halklarının kardeşliği adına ediyorum.) Kürtçe cümlesini kuran Leyla Zana bu yüzden adeta siyasi lince uğrar ve Orhan Doğan ve diğer vekillerle birlikte dokunulmazlığı kaldırılan Leyla Zana 17 Mart 1994 yılında on yıl hapis cezasına çarptırılır hapishaneden 8 Haziran 2004’te çıkan Leyla Zana meclise 2011 yılında tekrar girer fakat 1Kasım 2015 seçimlerinden sonra Türk halkı yerine Türkiye halkları adına yemin ediyorum demesi sonucu yeniden siyasi linç kampanyasına uğratılarak yemini kabul edilmez ve 11 Ocak 2018’de vekilliği düşürülür.

 

Halklar için üçüncü bir hayat seçeneği olan Rojava Devrimi ve bu devrimle paralel olarak pratiğe geçmiş olan kadın devriminden etkilenen farklı uluslardan da kadınlar bu devrimi savunmak için Kobane’ye geçmişlerdir.Mücadelesini büyütmek için bu bölgeye geçen kadınlardan birisi olan 8 Kasım 1986 Dersim doğumlu Sarya Özgür, Eylem Deniz kod adlı Sibel Bulut, genç yaştan itibaren örgütlü mücadele içerisinde yer almış İstanbul ve Van’da demokratik alanda devrimci mücadele yürütmüş, Atılım gazetesinin yazı işleri müdürlüğünü yapmış, daha sonra “Kobane’nin yanında olmak, her onurlu insanın görevidir, vicdan sahibi olan herkes bu savaşta, Kobane halkının yanında olmalıdır.Bir Komünist olarak ben bu haklı kavganın tam ortasında olmalıyım” diyerek Kobane’ye geçme talebinde bulunmuş ve 16 Ekim 2014 tarihinde Cizire kantonundan Kobane’ye geçmiş 12 Aralık 2014’te de Kobane’nin Güney Cephesi’nde ölümsüzleşmiştir.

 

1996 yılında Amed’de doğmuş olan Medine Özmez ise Sibel Bulut gibi yaşadığı bölgeden dolayı ulusal çelişkileri ve cins çelişksini erken yaşta fark ederek, erken yaşta demokratik alanda devrimci mücadeleye başlamış, SGDF MYK üyesi olarak demokratik alanda mücadeleler yürüttüğü sırada Kobane’deki devrimden ve direnişten etkilenerek MLKP-KGÖ’nün çağrısına uyarak kimliğini ve diplomasını yakarak düzenle bağını koparttığını ve kavgaya katıldığını açıkladıktan sonra Rojava’ya geçerek Roza Renas adını alarak oradaki silahlı mücadeleye katıldı. Newroz’dan bir gün önce (20 Mart günü) savaş hazırlığı yaptığı sırada ölümsüzleşen Roza Renas halkına, halklara ve tüm kadınlara örnek olacak büyük bir mücadele örneği bırakmıştır.

 

7 Kasım 1992 Amed doğumlu olan Berfu Dilan Canbay ise Eylem Deniz ve Roza Renas gibi ulusal çelişkinin ve cins çelişkisinin erken farkına vararak erken yaşta demokratik alanda mücadeleye başlamış daha sonra Kuzey Kürdistan halkının direnişinden etkilenerek MLKP FESK kır gerilla birliğine katılarak Arjin Selçuk kod adını almıştır. 8 Eylül 2016 günü ise gittiği görevden dönerken Dersim’in Ovacık ilçesine bağlı, Kozluca mevkiinde yoldaşlarıyla birlikte pusuya düşürülmüş bir saat süren çatışmanın sonucunda yoldaşları çatışmadan sağ kurtulsa da Arjin 24 yaşında kısa yaşamına büyük bir mücadele sığdırarak ölümsüzlüğe kavuşmuştur.

Neredeyse Türk kafatasçı zihniyeti devlet içerisine günden beri Kürt ulusunun kadınları Zarife’nin mücadelesiyle başlayan mücadelede erkek egemen zihniyet yüzünden erkekler kadar aktif ve görünür olamasalarda her zaman bu mücadelenin içerisinde yer almışlardır ve mücadeleleri sonucu Demokratik siyaset alanında ve Rojava’da kazandıkları mevzilerle kendileri için üçüncü bir hayat üçüncü bir seçenek olabileceğini kanıtlamışlardır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here