Krizin Cinsiyeti – Berfin Işık

0
136

 

Pandemi sürecinde kapitalistlerin; yaşamanın koşullarını zorlaştırdığını, yoksulların, ev emekçisi kadınların, işçilerin canlı emeğini daha fazla sömürerek kar marjlarını daha fazla arttırdıklarını gördük. Yönetenlerin ezilen sınıfların önüne çektiği manipüle perdesinin en şeffaf olduğu; perdenin silikleştiği, cins ve sınıf bilincini bulandıran etkenlerin zayıfladığı anlardan geçtik. Erkek egemen kapitalist sistemin kadınları baskılayan aile kurumu, iktidarın politik islamcı erkek egemen toplum inşası çabasında destek aldığı temel taşıdır. Rejimin yapısal krizinin bir sonucu olarak ortaya çıkan yönetememe krizine karşı, inşa etmek istediği politik islamcı faşist iktidarlık koduyla ‘muhafazakar aile yapısı’ ile çözüm arıyor. Krizle birleşen pandeminin, kadınların emek süreçlerine ve toplumsal konumlarına ilişkin özgül sonuçlar doğurduğunu görebiliyoruz. Buna karşı, kadın hareketinin uzaması olası salgın koşullarında mücadele ile kazanacağı yeni mevziler, tüm bunların yaratacağı değişik tipte imkanların karşısında iktidar; kadın hareketini hedefine alıyor ve kazanımlarına saldırıyor. 

Emperyalist kapitalist sistemin, erkek egemenliğinin birbiri üzerine inşa edilmesiyle; ev içi konumuna göre şekil verildiği kadar, emek/işgücü bakımından sermaye için de şekillendirilen ‘kadın’ yaratma girişiminin ikili karakteri doğmuş oldu. Küresel sermayenin bölgelerdeki yerel cinsiyetçi pratiklerle yaptığı, iş birliklerine odaklanarak küresel üretimin cinsiyetli olduğu birçok kez ortaya konuldu. Erkek egemen iktidar, bu üretimlerden beslenerek temelini korudu; cinsiyetçi politikası toplumun en küçük birimlerinde dahi yer edindi. Erdoğan hükümeti buna karşı kazanılmış, mücadele verilmiş her hakka saldırarak ve hedef alarak, egemenlik ömrünün süresini buraya bel bağladı. Nasıl, evlilik ve sonucu olarak ortaya çıkmış ilişkiler ağı ve aile kurumu erkeği korumaya yönelik ise erkek egemen iktidarın korunması da buna bağlıdır. Bu sebepten aile kurumu ve toplumsal roller iktidarlar tarafından devam ettirilir. Mesela, bu hal kendini; anneliğin dayatılması, kürtaj yasağı, makbul kadın olma koşulu, boşanmanın hukuki süreçlerini zorlaştırması ve diyaneti ise bir ‘aile sosyal hizmet kurumu’ olarak tasarlayarak sürdü. Siyasi iktidar, toplumsal düzene yeni bir biçim vermek istediğinde ise başvurduğu yöntemler; aile kurumunu bekçi gibi kullanmak, kadına karşı cins ayrımcı politikalarını derinleştirmek ve yeniden şekillendirmek oldu.

 

Kriz Süreçlerinde Kadın Emeği

Siyasi iktidar; kaçınılmaz çıkmaza girildiği, perdenin indiği kriz anlarında ise dayandığı temellere daha güçlü bir şekilde sarılıyor, daha şiddetli bir biçimde sindirme politikasını sürdürüyor ve kendine yeni alanlar açmaya çalışıyor. İçinde bulunduğumuz sürecinin analizini yaparken uygun politika üretebilmek, mücadele hattını çizebilmek için ücretli ve ücretsiz kadın emeğinin konumu ve değişimini çeşitli yönleriyle ele almanın önemini bir kez daha vurgulama gereğini duyuyoruz. Krizlerin, küresel kapitalizmin kaçınılmaz etkilerinden biri olarak kadın emeği üzerinde özgül etkileri oluyor. Emek sahasındaki ‘ikincil’ karakteri ve ev içi emeği ile de görünmez bir halde olan kadın, kriz dönemlerinde işgücü piyasasına kolayca esnek-güvencesiz bir biçimde çekiliyor ya da aile içi rolleri bahane edilerek ilk tercih olarak kolayca işten çıkarılabiliyor. Unutmamak gerekir ki, evden piyasaya çekilen kadın; ev içi emek sorumluluğunu bir kenara bırakmış değil, ev içindeki ücretsiz emeğini sürdürür haldedir. Dolayısıyla bu süreçte ücretli ve ücretsiz emeğin arasındaki çelişki derinleşmektedir.

Başka bir ekonomik krizin yaşanmışlıklarını ele alırsak; 2008 küresel ekonomik krizinin yaşandığı yıllarda, kadınları esnek, güvencesiz ve düşük ücretli işgücüne dahil etme girişiminin bir örneği olarak ‘’Başbakanlık Kadın İstihdamının Artırılması ve Fırsat Eşitliğinin Sağlanması Genelgesi’’ yürürlüğe girmiştir. Bu genelgenin amacında da aynı şekilde kadın istihdamı ve ev içi emeğini sürdürmesi amaçlanmıştır. Evden çıkarıp toplumsal üretime ucuz işgücü olarak dahil edilen kadınlar, işgücüne sınırlı katılımı özellikle kriz dönemlerinde sermayenin ihtiyaç duyduğu düşük ücretli, esnek işgücü ihtiyacını karşılıyor. Bu süreçte kadınların ev içi ve toplumsal yaşamı nasıl idare etmek zorunda kaldıkları belki de ilk defa bu kadar gözle görünür ve çıplak hale geliyor. Küresel salgın krizini yaşadığımız bu süreçte halihazırda ev içi köleliğin ve ucuz emeğin bozulan dengesi ile sistem alt üst olmaya dünden daha çok yaklaşıyor.

Devletin birçok yönden saldırılarına karşı, kadınlar çeşitli cephelerden direniyorlar. Gece dışarı çıkıp çıkamayacağını, kıyafetlerini, varoluş biçimlerini belirleyen iktidara; güvencesizliğe, esnek çalışmaya karşı direniyorlar. Son süreçte Polonya’daki kadın hareketi, hükümetin kürtaj yasasını kabul etme girişiminden sonra sokaklara çıkarak, kadın hareketinin gücünü ortaya koymuştur. Kadın hareketinin 21. yüzyıl ayaklanmalarına yön verdiği bilinen bir gerçektir. Kadınların öncülüğü üstlenerek ortaya koyacağı irade ve birleşik eylem hatlarıyla sistemin çözülmesi hızlandırılacaktır. Nitekim daha sonrasında Polonyalı çiftçilerin kadın hareketiyle birlikte eylemleri bize bunun bir örneğini daha göstermiş oldu. Böylelikle emperyalist kapitalist sistemin zincir halkalarının bir tanesinin kopması, diğer zincir halkalarının da kopuşunu hızlandıracağının canlı örneğini görmüş olduk.

Kadın mücadelesinin gücü, sadece niceliği bakımından değil aynı zamanda her kesimden kadının ve barındırdığı farklılıkların güçlü bir direniş hattına yol açmasından kaynaklanıyor. Bu süreçte kadınların kriz anında evlerden, işyerlerinden, kampüslerden çıkıp sokağa inmesinin yaratacağı yeni olanakların toplumsal mücadelenin başkaca dinamiklerine öncü olabilme potansiyeli karşında iktidar kadınların alanlarını daraltmaya çalışıyor. Kadının emeğini, bedenini ve yaşamını metalaştırarak toplumsal rollerin de dayatıldığı bir ‘hizmet sektörü’ yaratılırken; yaşanan kadın cinayetleri önemsiz rakamlardan ibaret sayılırken; infaz yasası ile serbest bırakılan kadın katilleri, tecavüzcüleri, şiddet ve istismar faillerinin yapabilecekleri de yok sayılıyor.

Türkiye ve Kürdistan’daki kadınlar eş başkanlık kazanımları, İstanbul Sözleşmesi hakları, kadın cinayetlerinin hesabını sormak ve hala bulunamayan Gülistan Doku için adaleti devletin eline bırakmıyor. Baskı politikasındaki artan yükselişe karşı, kadın hareketinin potansiyeli bu ivmeye meydan okuyan bir şekilde karşılık veriyor. Kadınların kazanımlarını korumaya ve yenilerini iktidarın elinden almak için artarak direnç göstereceği ise kuşku götürmüyor. Temeli ortak ve örgütlü biçimde kadınların kendilerini var etmesine dayalı kurulan mücadele; bu süreçte yönünü ortaya daha keskin koymalı, meydana kesin hesaplaşmalar isteğiyle inmelidir. Tehditlere karşı karakolları, katillere karşı mahkemeleri ve hakları için yasaları bekleme kumpasını gören kadınlar; erkek egemen iktidardan sahip olduğunu almak için ve hesap sormak için direnişin en ön safında yerini alıyor. Ayrıca kadınlar bugüne dek 25 Kasımlarda, 8 Martlarda bu kurtuluş perspektifini ayakta tutacak ve ilerletecek şekilde sokağa çıktı. Ancak ve ancak bu mevziden geri adım atmayarak ve daha ilerisini hedefleyerek kadın özgürlük mücadelesi eşik atlayabilir. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here