Kahkahalarımız KHK’ya Karşı

0
1107

150 bin kamu emekçisi bir gecede yayınlanan KHK’lar ile ihraç edildi. Her biri direnmeye, mücadele etmeye devam ediyor. Hüda ve Ferit Hoca bu 150 bin kamu emekçisinden sadece ikisi. Hayatlarına ve mücadelelerine devam etmek için Kahkaha Kafe’yi açtılar.

 

  • Yaklaşık bir yıldır devam eden KHK’lar ile ihraç edilen kamu emekçilerinin durumu hakkında neler düşünüyorsunuz?

 

Hüda Yıldırım: 15 Temmuz’da bir darbe söylevi gerçekleştirildi. Ne kadar gerçek ne kadar değil, insanların gözü önünde gerçekleşiyor her şey. Haksız, hukuksuz bir süreç geliştirildi. Yaklaşık 120 binin üzerinde kamu emekçisi ihraç edildi. Herhangi bir soruşturma ya da bir soruşturmanın sonuçlanması söz konusu olmadı. Yani hukuki bir süreç gerçekleştirilmedi. Zaten KHK’ların yapısı anayasal düzene uygun değil. Bir gecede liste yayınlanıyor ve isimleriniz orada varsa yıllarca vermiş olduğunuz emek yok ediliyor. Zaten KHK’larda yazan iddia ‘terörle ilişkisi olduğu düşünülen’ kişiler yani sizin suçlu olup olmadığınıza karar verilmeden cezalandırılıyorsunuz. Bizler KESK üyesiyiz ve dört bin yüz kişi ihraç edildik. Bu 4100 kişi yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Kimileri direnişi seçti. Yüksel’de, İstanbul’da, Bodrum’da, Düzce’de olan aktif direnişler var. 44 haftadır Bakırköy, Kartal ve Kadıköy’de işlerini, ekmeklerini geri isteyen kamu emekçileri olarak mücadele etmeye devam ediyoruz. Ben de bu direniş içerisindeyim. Haksız KHK’lara karşı bu direnişte bulunmaya devam edeceğim.

Ferit Doğan Şur: 80’li yıllarda da bu tarz işlemler yapılmıştı. Aslında bu duruma çok yabancı değiliz. Muhalif kamu emekçileri olduğumuz için haliyle iktidar bizleri kendi tahakkümü altına almaya çalışıyor. Sadece onlardan olmadığımız için KHK diye bir şey yayınladılar. Var olan yanlışlarını onlara karşı koyan kamu emekçilerinin haklarını, emeklerini gasp ederek düzeltebileceklerine inandılar. KHK ile ihraç edilen kamu emekçilerinin ailelerine de sosyal yaşamlarında ket vurulmaya çalışıldı. Yani sadece bu insanları işlerinden atalım fikriyle yapılmadı. Sosyal, siyasal, toplumsal tüm yaşamlarını bir kafese hapsetmek istiyorlar. Sağlık imkanlarından dahi yararlanamıyoruz. Toplumda öyle bir algı yaratıldı ki; muhalif olduğu bilinen herkesi içi boş terör suçlaması ile yargıladılar. Üzerimizde toplumsal bir baskı yaratmaya çalıştılar. Bundan dolayı intihar eden birçok arkadaşımız var. Bu oluşturmaya çalıştırdıkları baskı, yıldırma politikasından başka bir şey değildir. Kamuoyunda ‘bu insanlar terörle ilişkili olabilirler’ diyerek algı oluşturmaya çalışıyorlar ama bu iddialarının altını doldurmuyorlar. İddia ettikleri o darbe girişiminin zeminini kendileri hazırlamamışlar gibi masum insanların ekmeklerini alıp kendilerini aklamaya çalışıyorlar. KHK’ların amacı muhaliflerin sindirilip yok edilmesidir.

 

  • Sizler de KHK ile ihraç edildiniz. İhraç edilme gerekçeniz neydi? Durum nasıl gelişti?

 

Hüda Yıldırım: 2016 Eylül’ünde bölgede açığa alınmalar başlandı.Açığa alınmaların hukuksuz olduğunu düşünüyorduk. 1 Ekim 2016’da İstanbul ve Diyarbakır’da 90 tane öğretmen için operasyon düzenlendi. Benim evime de operasyon düzenlendi. Evde olmadığım için sonra haber aldım ve savcılığa gittim. Bir yanlışlık olduğunu düşündüm. Tabi ki savcılıktan bir bilgi alamadım.Bana söylenen ‘Hocam siz gidin. Şuan elimizde bir şey yok. Eğer bir şey varsa tekrar gelirler.’ oldu. Ben de görevime devam ettim.  Edebiyat öğretmenliği yaptığım Medine Tayfur Sökmen İmam Hatip Lisesi’nin okul müdürü tarafından çağırıldım. Bana ‘Derhal İlçe Milli Eğitim’e gitmen gerek.’ dedi. İçeriği belirtilmeden her şey bir sır gibi benden saklanıyordu. İlçe Milli Eğitim’e gittiğimde hakkımda yakalama kararı olduğunu öğrendim. Soruşturmam Diyarbakır’da olduğu için oraya gönderildim. Soruşturmadaki tüm öğretmenler gözaltına alınmıştı. Savcılık ifademi almadan emniyete yönlendirdi ve 6 gün boyunca gözaltında kaldım. Gözaltından çıktığımda 29 Ekim 2016’da yayınlanan 675 sayılı KHK ile ihraç edildim. Daha soruşturmanın başında beni ihraç ettiler. Suçlandığım iddialardan bir tanesi ‘eğitim öğretimi engelleme’. 10 yıl süren öğretmenlik hayatımda 1 ayı geçmeyen izin kullanmışımdır. Bu tip altı boş iddialarla Ağır Ceza Mahkemeleri’nde yargılanıyoruz. Bu yeni bir durum değil. İktidarlar kendi görüşlerini ve baskılarını sürdürmek için muhalif olanları sıkıştırmak için hemen muhalefete yöneliyorlar.

Ferit Doğan Şur: Mayıs 2016’da ‘terörle irtibatlı ve irtisaklı’ gibi altı boş söylevlerle cezaevine girdim. Kendi yanlışlarını düzeltmek için muhaliflere saldırarak kendilerine rant kapısı yaratmaya çalışıyorlar. Kendilerine engel olmaya çalışan insanları ‘terörist, dinsiz’ gibi sıfatlarla ötekileştirerek bizleri saf dışı bırakmaya çalışıyorlar. Van Bahçesaray Çok Programlı Anadolu Lisesi’n de Beden Eğitimi Öğretmenliği yapıyordum. Bir öğretmen arkadaşımın ve kim olduğu belli olmayan kişilerin bir öğrencimizi dövmeleri karşısında tepkisiz kalmadım. Öğrenciye saldıran kişiler de zaten bölgedeki polislermiş. Hak savunucusu erkek öğretmenlerin hepsi olayı okul duvarından izliyorlardı. Şiddete maruz kalan bir kadın öğretmendi ve öğrencileri önünde aşağılanıyordu. Polisler o bölgedeki insanlara fiziksel ve psikolojik şiddet uyguluyorlardı. Milli Eğitim Müdürü ve okul müdürü de olay sırasında oradaydılar. Daha 20 dakika geçmeden emniyet, okul müdürünü arayıp ifadeye gelsinler diye haber gönderdi. Akşama kadar gözaltında kaldık ve psikolojik şiddete maruz kaldık. Sonrasında uzlaşmaya çalıştılar, şikayetimizi geri çekmemizi istediler. Orada Ferit olarak değil bir ‘öğretmen’ olarak tavır gösterdim. Çünkü bir lise öğrencisine araçta ve emniyette şiddet uygulamaya devam ediyorlardı. Onların rozetlerinin olması bize üstünlük sağlayabileceklerini göstermiyor. İnsanları eğitimle asırlar sürecek bir değişime götürebilirsiniz. Devlet de bunu bildiği için bölgeye gönderdikleri yöneticilerin eğitimi umursamaları söz konusu değil. Eğiticileri de öğrencileri de birer külfet olarak görüyorlar. Davama bakan hakime kaymakamın eşiydi. Eşine hakaret ettiğim gerekçesiyle beni tutukladı. Adaleti temsilen değil eşini temsilen gelmişti. Cezaevinde dokuz buçuk ay kaldım. Neden ceza yattığımı kendime sorduğumda ‘evet ben haksızlıklara göz yummadığım için buradayım.’ dedim. Bizim yaptığımız sadece muhaliflikken onların yaptıkları çok korkunç şeyler. Benim hakkımda soruşturma olduğu için ihraç edilmeyi bekledim. Sonradan Yüksek Disiplin Kurulu tarafından ihraç edildim.

 

  • İhraçtan sonra neler yaşadınız?

 

Hüda Yıldırım: Öncelikle ihraç ne demek bunu anlamak lazım. Gazetelerde, televizyonlarda, alt yazılarla verilen rakamlarla gerçek aynı değil. İnsan yaşamlarının sayılara indirgenmesi başlı başına bir mağduriyet. İhraç sadece işten çıkartılma değil; siz sadece bir işi kaybetmiyorsunuz. Aynı zamanda sizin toplumsal yaşamdaki prestijinizi yok etmek, damgalamak, sizi üretim dışına atmak amaçları. Ben KESK’in ilk ihraçlarındanım. Şunu söyleyebilirim ki ilk süreçten bu zamana kadar toplumsal algı değişti. İlk zamanlarda ‘bunlar bir şey yapmışlar ki devlet bunları ihraç etmiş’ algısından direnişlerle birlikle bu algı sokaklarda yıkıldı. Bizim yurt dışına çıkışımız yasaklandı. Sağlık güvencemiz elimizden elimizden alındı. Devlet çalışanı olmamız dışında özel sektörde de iş bulmamız engellendi.

KHK’larda bile bu ifade edildi ve özel sektördeki patronlara da gönderilen yazılarla fiilen kendi alanımızda engellendik. Bizim kullandığımız öğretmen akbillerine dahi el konuldu. İhraçtan bir hafta sonra otobüse bindiğimde akbilimi basarken alarm sesi çıktı. İçinde bakiye olmasını bilmeme rağmen bir yanlışlık mı var diye baktığımda akbilimin kara listede olduğunu öğrendim. Sizi bir anda kara listeye alıyorlar. Senenin başında Adalet Bölümü’nü okumaya karar verdim. Öğrenci akbili de çıkartamadım. Çünkü öğretmen kartımı usulsüz kullandığım için ceza ödemem gerekiyordu. Yani otobüs kartlarımız üzerinden bile fişlendiğimiz bir durumdayız. İlk süreçlerde kendimizi çok yalnız hissettik. Ama farklı illerden ‘İşimi Geri İstiyorum’ direnişleriyle tekrar mücadelede kendimi daha güçlü hissettim. Bizler hala çok güçlüyüz.

Ferit Doğan Şur: Kafenin tadilatıyla ilgilenirken haber aldım. Yüksel Disiplin Kurulu beni meslekten men etmişti. Cezaevi süreciyle zaten 20 ay açıkta bekletilmiştim. Çalışırken de kabul edemediğim şeyler vardı. Sürekli bir baskı altında olduğumuz için özgür bir biçimde üretemiyorduk. Öğrenciler için bir şeyler yapamadan ihraç edilmek beni üzmüştü. Onlar bizi hayattan ihraç etmeye çalıştılar ama biz yine onlara karşı mücadele vererek yolumuza devam ediyorduk.

 

  • Kahkaha Kafe’yi açma fikri nasıl gelişti? Burayı açarken neleri amaçladınız?

 

Hüda Yıldırım: Ferit ile Kadıköy’de ki KESK eylemlerinde tanışmıştık. OHAL komisyonundan bahsediliyor ama bizler bu sürecin sağlıklı ve hızlı ilerleyeceğini çok da düşünmüyoruz. Bir yerden hayata devam etmemiz gerekiyordu. Konfederasyonun da gücü belli bir noktaya kadar olduğu için bir şeyler yapmamız gerekiyordu. Bir şeyler üretmek gerekiyordu. Üreten insan yaşamda var olandır. Düşündükten sonra kafe açabiliriz dedik. Kahkaha Kafe’nin adı da; OHAL sürecindeyiz ve insanlar süreçli gergin. Kaşları çatık ve mutsuz olarak dolaşıyorlar. Yüzlerindeki mimiklerin oynamadığını ve hayattan bezdiklerini görüyorum. Biz bunu nasıl kırabiliriz diye düşündük ve ‘kahkaha’ en büyük cevap. Kahkahalarımız KHK’ya karşı! Kafe olarak da şöyle bir amacımız var ; ikinci katı sanatsal faaliyetler için kullanmak istiyoruz, girişte de kendi sevdiğimiz, güzel şeyleri ikram etmek istiyoruz. Çok yeniyiz ve yeni bir alanda kendimizi yeniden var etmiş oluruz.

Ferit Doğan Şur: İhraç edilen öğretmen ya da kamu emekçileri ağaç kabuğu yemeğe mecbur bırakmak istiyorlar. Kendimize yeni alternatif yaşam alanı oluşturmaya çalışıyoruz. Şu an mücadeleyi tek alanda gerçekleştiriyoruz. Onların bizi sokmaya çalıştıkları izole edilmiş alanda kalmadan kendi alanımızı yaratıyoruz. Buradaki her şeyi kendimiz yaratıyoruz. Bizi sindirmeye çalışanlara karşı inatla ayakta duruyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here