Dilli Düdük | Vizyondakiler; Cinsiyetçi Medya – Neslihan Duran

0
573

Aile şiddeti, flört şiddeti, ekonomik şiddet ve toplumsal şiddet konularında birçok kez bahsetmemize hatta bu tarz yazılar içerisinde örnekleme olarak kullansak bile bugün “medya” erkek şiddetinin en güçlü araçlarından bir tanesi olarak karşımızda duruyor. Televizyonlarda gösterilen “romantizm ya da romantik erkek kisvesi” adı altında, kadına yönelik şiddetin meşrulaştırılmaya hatta “normal” bir durummuş gibi yansıtılmaya devam ediliyor. Betimlenen erkek tipleri, cinsiyetçi toplum yapısını özetler nitelikte. Kullandıkları dil, üslup, tarz tamamen toplumdaki cinsiyetçiliği göstermekte ve desteklediğini ve uyguladığını gösteriyor.

Medya sektörü, erkek egemenliğinin toplumda içerisinde kendini haklı göstermek için kullanabileceği en güçlü araç. Dizilerde, filmlerde ve farklı sosyal medya araçlarında kullanılan erkek karakterler her yönüyle toplumdaki yaratılmış, yaratılmak istenen profilin tam olarak karşılığı demek yanlış olmaz. “Aile Reisi, ailenin delikanlı çocuğu, güçlü ve sahiplenici” gibi vasıflarla donatılan erkek karakterlerin kadın karakterler üzerinde kurduğu tahakküm ile “romantik, tabiri caizse sempatik” olarak yansıtılarak, “erkeğinin kadını” profili hafızalara bir virüs gibi yapışıyor. Bu da yetmiyor elbette, kullandıkları dil baştan aşağıya cinsiyetçiliği barındırıyor.

Erkek gerçek hayatında kıskanan, sahiplenen, yeri geldi mi eşini-sevgilisi döven, cinsiyetçi küfürlerini sağa sola savuran erkek, “makbul erkek”tir algısı ile erkeğin toplum içindeki rolleri hızlı ve daha etkili bir biçimde kabul görüyor. Üstelik bu küfürleri yıllarca şiddet uyguladığı kız kardeşine, sevgilisine eşine ya da nişanlısı üzerinden etmekte asla geri durmaz. Çünkü bu kadınlardan biri onun şiddetine dayanamayıp ya evden kaçmıştır ya da kendine yeni bir hayat kurmuştur. Doğal olarak bu durumda kadının atmış olduğu özgürce bir adım erkek egemenliğine vurulmuş bir darbedir ve hemen sözlü şiddet yolu uygulanmalıdır. Çünkü erkekler yüzyıllardan beri uygulanması en hızlı ve etkili sözlü şiddet yoluna başvurur. Bu tarz film ve dizilerden etkilenmemek ve bilinçaltımıza yerleşmemesi imkansızken, bu karakterleri gerçek hayatta yaratmaya çalıştıkları erkek egemenliğinin somut bir kaynağı olarak kullanıyorlar.

Sen Anlat Karadeniz, İstanbullu Gelin, Çukur, Erkenci Kuş gibi milyonlarca insanın izlediği dizilerde, izleyici kitlesini büyük bir oranda genç kadınlar oluşturuyor. Doğal olarak genç kadınlar buradaki yansıtılan muhteşem ötesi yakışıklı ama bir o kadar da “erkek” karakterlerin kullandığı dilin asıl olması gereken “erkek” budur algısını doğuruyor. Çukur’a bakalım; Yamaç, yakışıklı, evine ve ailesine bağlı, eşine aşık bir erkek. Tam anlamı ile muhteşem bir erkek(!) Baktığımızda toplumsal tüm erkek rolleri üzerine giymiş Yamaç, sevgili eşini kötü adamlardan korumak için bir odaya kilitliyor, izbandut gibi erkeklerin ona güvenlik sağlaması için başında bekletiyor. Eğer kendisi akşam bombaların ya da silahlı çatışmaların içinden çıkabilirse koşa koşa güvende bıraktığı eşinin yanına gelerek ona sevgi dolu kucağını açmasını bekliyor. Çünkü eşini çook seviyor. Oldu canım. Başka?

İstanbullu Gelin’e gelelim. Adı bile sinir bozucu değil mi? Kendinden ekonomik anlamda zayıf ama özgür ruhlu bir kadına aşık olan zengin erkek karakterimiz eşine dünyaları vermek için aşk dolu gözler ile beklemektedir. Öyle ki onu kendi denetimi altında tutabilmek için koştura koştura ailesi ile yaşadığı şehre, Bursa’ya götürür. Özgür ruhlu kadın arkadaşımız sanatçıdır. Madem artık erkeğin peşinden İstanbul’dan Bursa’ya gitmek zorunda kaldıysa orada bir yaşam kurmak zorunda doğal olarak (zaten mutlaka kadınlar hayallerinden vazgeçmek zorundadır çünkü aşık kadın her zaman fedakarlık yapan olmalıdır) Eşini kendi kontrolünde tutmaya çalışan romantik erkeğimiz eşini “elinin altında tutabilmek” için hemen ona bir müzik okulu açar. Bununla da bitmez mevzu, şiddet uygulamaya da başlar ama kadın karakterimiz “olsun seviyor, katlanabilirim” diyerek evliliğini sürdürmeye devam eder.

Örnekleri, konuları daha çok arttırabiliriz. Sonuç olarak erkek egemen iktidarlık yaratmaya çalıştığı cinsiyetçi roller içerisinde kadına ve erkeğe birçok rol biçiyor. Aynı zamanda kadın üzerinde tahakküm kurmaya çalışırken bunu en kolay yöntem ile yani medya yolu ile yapmaya çalışıyor. Zengin erkeklerin fakir ama gururlu genç kadınları yanında çalıştırırken hem delicesine aşık rolleri ama o büyük aşkı göstermemek adına kabalıkları ne anlama geliyor? Çaktırmadan kıskanır kadının mahalle arkadaşını, “altında çalışan” bir kadındır ve ona her şeyi yaptırma yetkisi vardır içinde çünkü o her şeyden önce o kadının patronudur. Kıskanmaya da hakkı vardır çünkü ona deli gibi aşıktır. Bu karmaşık duyguları bastırmaya çalışırken kadını aşağılamak ve onu kendi “malı” olarak görmek uzaklaşamayacağımız bir gerçektir maalesef. O çok güldüğümüz komedi filmlerinde ya da dizilerinde sürekli kullanılan cinsiyetçi dil komedi malzemesi yapılarak kadınların aşağılanmasını sağlamıyor mu? Tabiki evet.  Güldürü malzemesi haline getirilen kadın bedeni üzerinden şakalar ve küfürler bunun en net örneği. Recep İvedik serilerinde sürekli rastladığımız ve her seride ayrı ayrı dikkatimi çeken sahnelerden biri; kilolu bir kadın ile mutlaka aşağılayıcı ve onu çirkinleştiren kendi çapında komik şakalar insanları kahkahalara boğarken aynı zamanda “yazık kadına da” dedirtmiyor mu? Toplumsal güzellik algıları içine sıkıştırılmaya çalışılan kadınlar aynı zamanda bu tarz aşağılayıcı dil ile bir yandan mücadele etmek zorunda bırakılıyor.

Kadın üzerinde tahakküm kurmak isteyen erkek egemenliği her dönem bu cinsiyetçi medya yolu ile kadın bedenini aşağılamaya ve kadını ötekileştirmeye devam ediyor- edecek. Şimdi asıl sorun şu; bu kadar çok hayatımızın içine girmiş bu cinsiyetçi medyaya maruz kalmadan nasıl ilerleyeceğiz? Kendi alternatif kanallarımızı, sitelerimizi yaratarak ya da var olan bu yayın araçlarını kullanmaya başlayarak. Bu tarz kadının varlığına saldıran medya ve araçlarını kullanmamak, izlememek, okumamak, okutturmamak… Yasaklanmaya çalışılan ya da engellenen yayınlarımız için sahiplenici birer özne olmak. Çünkü bu tarz bize saldıran medyaya tahammülümüz yok. Kusura bakmayın, romantik erkek kisvesi altındaki çirkin egemenlik rekabetinizi, güldürmeye çalışırken bizleri aşağılayan komedinizi ya da dram içerisinde kadını bekleyen, anaç roller yükleyen televizyon- sinema yayınlarınıza daha fazla maruz kalamayacağız.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here