B Gezegeni Yok! – Elif Cansu İlhan

0
117

“Dünya’da son süreçte büyük bir direniş yaratan İklim Grevleri ve İklim Değişikliği meselesini bize anlattığı için Elif Cansu İlhan’a teşekkür ederiz..”

Son zamanlarda gündemde olan “İklim Grevleri” nedir? Neden şu an gündemimizde?

Avrupa’da gündemde olan Gençlerin İklim Grevleri ve Yok Oluş İsyancıları var. Bir tanesi Greta’dan duyduğumuz İklim İçin Okul Grevleri diğer adı ile Fridays For Future (Gelecek İçin Cumalar). Bu hareket daha naif, içten gelen bir örgütlenme biçimi. Bir tane lise öğrencisi İsveç’te bir Cuma günü parlamentonun önünde oturmaya başlıyor. “Ben okula gitmeyeceğim çünkü bir geleceğim yok, dünya zaten çok kötü bir yere gidiyor ve bu iş çözülmeden benim okula gitmemin hiçbir anlamı yok.” diyerek bir direniş başlatıyor ve 15 Mart’ta 123 ülkede binlerce şehirde, Türkiye’de de olduğu gibi öğrenciler okul grevine gidiyor.

Bir diğeri ise Yok Oluş İsyancıları dünyanın gündeminde olan. Yok Oluş İsyancıları biraz daha sistemli örgütlenen bir hareket. “Yok oluyoruz!” diyerek ortaya çıkmış bir hareket. İngiltere’de 100 küsür akademisyenin ortak metin yayınlaması ile oluşuyor. Biraz daha “sivil itaatsizlik“ üzerine çalışıyor. Mesela ilk eylemlerinde tutuklanmayı hedefliyorlar. Hayatı durdurmayı ve dikkat çekici eylemler yapmayı hedefliyorlar. İlk eylemlerinde yüzlerce insan şiddetsiz bir biçimde tutuklanma ve hapishaneleri doldurma amacıyla eylem yapıyor ve tutuklanıyor. Gerekirse trafiği durduruyorlar  bir şekilde dikkat çekici ve şiddetsiz eylemler yapıyorlar. Bu hareketin de talepleri benzer. Yok Oluşcular, Paris Anlaşmasının hukuki olarak bağlayıcı hale gelmesini talep ediyorlar ve bu iklim krizini yaşanabilir şartlarda sınırlayın diyorlar. Her hareket de Küresel Isınmanın bir buçuk derecede sınırlanmasını talep ediyor.

Her ikisinde de hoşuma giden, kendi doğası üzerinden örgütlenmesi. Yani gençlerin, öğrencilerin yaptığı, “teenager” dediğimiz on yaşındaki insanların yaptığı grevler daha naif bir şekilde, ülkelerinin Paris Anlaşmasına uymalarını istiyor. Grevleri, bazen yerel yönetimlerden izinli ve bir iki saat süren eylemler şeklinde oluyor. İsteklerini tarzlarına, yaşlarına uygun şekilde dile getiriyorlar. Arkalarında bir sivil toplum kuruluşu ya da fon sağlayan herhangi bir oluşum yok. “Herhangi bir sorunla karşılaştığınızda size bir destek sağlayamayız, böyle bir gücümüz yok. Bu yüzden bulunduğunuz ülkede, yerde yapabileceklerinize göre yerelde örgütlenin.” şeklinde yaklaşıyorlar. “Küresel Düşün Yerel Hareket Et” söylemine uygun hareket ediyorlar. Her yerel kendi eylemini organize ediyor.

Şu anda gündemimizde olmasının pek çok sebebi var. Birincisi artık gündemde olamayacağı boyutu geçti. Birkaç yıl önce iklim değişikliğinden bahsederken, uzak bir gelecekten bahsediliyor gibi hissediliyordu. Ertelenebilir bir kriz izlenimi vardı ama artık bu izlenimin yaratılması da mümkün değil. Bu konuda çalışan platformların ve en güvenilirlerinden ‘Hükümetler Arası Panel’in hesapladığı senaryolar var. Bu senaryolar artık bu krizin etkilerini sınırlamak için harekete geçmeyi bekleyecek bir vaktin olmadığını, insanları göz ile görülür bir biçimde etkilemeye başladığını gösteriyor. Mesela William Polk Suriye’deki iç savaşın sebeplerinden birinin iklim değişikliği olduğunu anlatıyor. Gıda krizinin iç göçe yol açtığı, göçlerin farklı etnik gruplar arasında çatışmalar yarattığını ve yönetimin ortaya çıkan çatışmaları kanlı bir biçimde bastırması ile iç savaşa dönüştüğünü anlatıyor. Böyle üstü kapalı etkiler direk ilişkilendirilmeyebiliyordu ama artık çok görünür bir boyuta geldi. Mesela Antalya’da hortum oluyor, gıda üreticilerinin yıllardır su basmayan ambarını su basmaya başlıyor. İnsanlar alışık oldukları bölge şartlarına göre ekim yapamıyor, hasat alamıyor. Arıların sistemi bozuluyor hem üretim hem tozlaşma miktarı azalıyor. İnsanların ekonomik şartlarına, üretim şartlarına olan etkisi saklanamaz, başka şeylere yıkılamaz boyuta geldi. Bu yüzden sürekli gündemimizde olmaya başladı. Uzun zaman inkar eden devletler de inkar edemiyor. Bu düzeni sürdürebilmek için de çalışabilir insan topluluklarına ihtiyaçları var. İnternet sayesinde iletişimin daha kolay, bilimsel verilerin daha anlaşılır ve erişilir olmasının da etkisi çok büyük. Bahsettiğimiz eylemlerin etkisi, tarzı, şiddetsiz olmaları, amaçlarının bu kadar açık ve anlaşılır olması da etkili. Ama bence en temel sebep artık etkilerinin göz ardı edilemez olması ve aciliyeti.

Peki ekolojik sistemin bu hale gelmesinin sebebi nedir?

İçinde yaşamak zorunda olduğumuz sistemin tamamı. Bize dişinizi fırçalarken musluğu kapatın gibi şeyler dayatıyorlar ama sebep bunlar değil. Küresel ısınmanın asıl sebebi, en büyük sorumlusu fosil yakıtlar. Tek çözümü ise fosi yakıtları çıkarmayı ve kullanımını durdurmak. Krizin bu kadar derinleşmesinin sebebi ise kapitalist sistemin kendi doğası gereği doğayı sermaye olarak görmesi. Buna göre kullanılabilecek bir sermaye var ve bu sermeye kullanılmalı. Maalesef dünya, buna uyumlu değil, ekolojik sistem kapitalist sisteme göre çalışmıyor. Kriz bu çatışma yüzünden bu kadar derinleşiyor.

Greta, Atlas gibi birçok genç arkadaşımız ülkelerinde bu hareketin başlangıç kıvılcımları oldular. Onların gördüğü, bizim göremediğimiz gerçek nedir?

Aslında onların gördüğü bizim göremediğimiz bir gerçek var mı emin değilim. Biraz daha geniş açı ile bakabildiklerini düşünüyorum. Yoksa gerçekler çok sabit; Küresel ısınma var, bu hepimizi etkiliyor, şu anda eyleme geçmezsek geri dönüşü olmayan ve kimsenin kaçamayacağı bir felaket. Her zamanki gibi yoksulları daha çok etkileyecek, kadınları ve çocukları daha çok etkileyecek ama diğer krizlerden farklı olarak sadece sistem içinde daha güçsüz savunmasız olanı değil herkesi etkileyecek. Görülmeyebilecek bir durum yok aslında. Gerçekler gayet basit. Gayet net, anlaşılır ama biz biraz daha şu anki sistem içinde yaşamaya alışık olduğumuz ve kendi mücadelelerimizi gömüldüğümüz için galiba biraz dışarı çıkıp genele bakıp en kötü olanı, dönülmez olanı, bütün insanlık için tehlikeli olanı görmeye fırsat bulamıyor gibiyiz. Onların bakış açısı daha düz, daha geniş, daha az yönlendirilmiş, daha az sistem tarafından şekillendirilmiş diye düşünüyorum.

Biz böyle bir dünyanın varlığına daha çok alışığız ve kendi heveslerimiz var. Kendimizce değiştirmek istediğimiz ve o hayalini kurduğumuz durumlar var. Greta gibi iklim aktivisti bir çocuğun TED konuşması izlemiştim. Kendini anlatıyor; “17 yaşındayım, gitar çalıyorum, yakışıklıyım, derslerim çok iyi muhtemelen çok iyi üniversitelere kabul edileceğim. Benimle yer değiştirmek ister misiniz?” diyor. Düşününce 17 yaşına geri dönmek istersin. “Ama ben sizin yaşınıza geldiğimde muhtemelen yaşanabilecek bir dünya olmayacak. Muhtemelen suya erişimim olmayacak, gıdaya erişimim olmayacak ve belki de sizin yaşınıza gelemeyeceğim.” Onlar için maalesef böyle bir boyutu da var..

Türkiye’deki ekoloji hareketinin son sürecini bizler için değerlendirebilir misiniz?

Türkiye’deki ekoloji hareketinin bence biraz “Kavgayı kazanıp savaşı kaybetme” durumunda. Yerelden bir hareket oluştuğunda, Türkiye gibi temel demokratik hakları elde etmenin zor olduğu bir ülkede çok ciddi kazanımlar elde ediyoruz aslında. Çok büyük direnişler de gösteriliyor, çok büyük çabalar da veriliyor, önemli kazanımlar da elde ediliyor ama bütünsel bir ekolojik yaklaşım Türkiye’de oturtulmamış bir taraftan da oturtulmaya çalışılmıyor. Bir kaç kez gördüğüm bir örnek var, bir yerde termik santral projesi var, orada yaşayan insanlar santrali buraya değil yan köye yapın diyor. Maalesef ekoloji hareketi ile ilgili konuşan emek verenlerin bir kısmı da; “İklim değişikliğini anlatmayın, sizin tarlalarınızı alacaklar diyin onu anlarlar.” şeklinde yaklaşıyor. Ekoloji mücadelesi veren insanların daha bütünsel anlayıp, bütünsel bakma çabasının bazen yetersiz olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de yerel örgütlenmeler çoğu zaman güçlü ama artık daha bütünsel bir mücadele gerekli. Sadece yerelde kazanmanın çok bir önemi kalmadı. Tabi her yerel hareketin gösterdiği, kendi özgün koşullarına uygun başlattığı direnişler olmalı ama bunların küresel talepleri olmalı. Türkiye’de bu küresel talepler çok zayıf kalıyor. Sivil toplumun bazen böyle bir talebi var ama ya talep yeterince organize değil ya da yerelle ilişki gerektiği kadar güçlü değil. Aslında Türkiye’deki en temel eksiklik Yok Oluş İsyancılarının da benimsediği “Momentum Driven Organization” dedikleri bir örgütlenme biçimi. Momentum etkili örgütlenme diye çevrilebilir sanırım. Momentum vektörel bir kavram, kütle ve hızın çarpımı fizikte ama bir yönü var. Türkiye’de ve Dünya’da bunun eksikliği var, bu örgütlenme biçimi oturmuş değil. Bir şeyler yapıyoruz, eylem yapıyoruz. Ama bunların hepsini bir değere oturtup ortak bir yön veremiyoruz. Bir hareketi bir noktaya vardırmak, o noktayı belirlemek ve ona ilerlemek konusunda eksikliğimiz var.

İklim değişikliğini her yerde, özellikle direnişlerde, yerel direnişlerde insanlara anlatmak gerek. Bu konuya emek vermemiz ve örgütlenme becerisi, deneyimi olan grupların bu konuyla ilgilenmesi lazım. Bunu sahiplenmek ve daha sistemli örgütlenmek gerekiyor. Hedef koymak ve bu hedeflerin altını doldurarak daha bütünsel ve programlı olmak gerekiyor.

Ekolojik sistemin korunması için neler yapabiliriz? Önerileriniz neler?

Bireysel olarak yapabileceğimiz şeyler var ve bireysel olarak çaba verdiğinde o şeye olan bağlılığın artıyor. Ama artık bireysel çaba gösterme noktasını çoktan geçtik. Bu yüzden örgütlenmek zorundayız. Örgütlenmenin tek karşılığı sokağa çıkmak, eylem yapmak değil. Gıda toplulukları var mesela bir örgütlenme biçimi olarak. Ama hiç bir şey tek başına yeterli değil. Yani bir şekilde gençlerin başlattığı bu grevler bu durumu daha fazla gündeme getirdi ve onların da söylediği gibi hükümetleri zorlamalıyız. Özel sektörle de iletişimde olmalıyız maalesef. Bunun için bütüncül bir mücadele vermemiz gerekiyor. Hem bireyi hem hükümetleri hem özel sektörü zorlamak zorundayız. Bu güç odaklarını dönüşüme zorlamalıyız ki gücün odaklarda toplanmasını engellemenin yolu da buradan geçiyor. Yerelde örgütlenmemiz çok önemli. İngiltere’deki bir harekette toplu tutuklanma eylemi ya da yol kesme eylemi gibi şeyler yapılabilirken belki bunu Türkiye’de yapmak çok riskli ama coğrafyaya uygun pek çok yöntem bulunabilir. Türkiye’de de işbirliği yaparak, ikna ederek ya da zorlayarak, bu konuda ki kural koyucuları da enerji işini sürdürenleri de bizimle aynı düzleme getirmek ve Paris Anlaşması’na uymalarını sağlamak zorundayız.

Naomi Klein kitapları okunabilir. Çözüm üretme konusunda iyi öneriler veriyor. Vandana Shiva ve Bill McKibben okunabilir. Türkiye’de Cemil Aksu ve Özgür Gürbüz okunabilir. İkilm Haber’den Türkiye ve Dünya’da bu konudaki pek çok gelişme takip edilebilir. Carbon Brief, Climate Tracker, Climate Action Tracker takip edilebilir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here